Mani-Türkü-Hikaye-Şiir

KÖSE DAYI

Köse Dayı Ortaköy kasabasının yetiştirdiği ender kişiliklerden biridir. 1906 yılında Ortaköy kasabasında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, hiçbir eğitim görmeden kendi kendine yetişmiş ve yetiştirmiş bir Ortaköy kasabalısıdır. Ona bir yol gösterici olmadığından hayatını kendi bildiğince yaşamış atları çok sevdiğinden kendine hayvan cambazlığı mesleğini seçmiş (hayvan cambazlığı binek ve yük hayvanı alım satımı, ticaretidir.) bu işle hayatını kazanmış, ömür boyu bu işle iştigal etmiştir. Bu işlerin yanı sıra her Ortaköylü gibi bağcılıkla da uğraşmıştır.
1928 yılında asker oldu. Bölük komutanı onu zeki ve güçlü olduğundan çavuş kursuna göndermiş, çavuş olmuştur. Askerliği döneminde yeni yazı (Latin harfleri) ilan edilmiş fakat o yeni yazıdan da nasibini alamamış, gene cahil kalmıştı. Terhis olurken bölük komutanı teskere bırakmasını uzman çavuş olarak askerde kalmasını ısrarla söylediyse de o teskere bırakmamış Ortaköye dönmüştü. Yıllar sonra askerde kalmadığına pişman olmuş bir maaşım bile yok diyerek hayıflanıp durmuştur. Asker dönüşü kendinden 10 yaş küçük dayısının kızı Kadı Cennet ile evlendi. Bu evlilikten üç kızı bir oğlu oldu. En büyük kızı Perihan 15 yaşlarında aniden hastalanıp öldü. Oğlunu ise Manisa Turgutlu da bir kamyonun çarpması sonucu kaybetti. Şimdi iki kızı hayatta olup büyüğün adı Fatma küçüğün adı ise Şehriban dır. (Şerbeni) kendisi 1984 yılında 78 yaşında yaşlanarak eceli ile ölmüştür. Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun. Eşi cennet ise 2005 yılında 89 yaşında eceliyle öldü. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Şimdi Köse Dayının fıkraları andıran gerçek hikayelerine bir göz atalım. Onun fıkra gibi maceraları anlatmakla bitmez ama şöyle kalbur üstü olanlarını anlatmaya çalışalım.

CAMİ DUVARINDA SAZ ÇALMAK

Bir gün Köse Dayı kahvede oturmaktadır. Kahve oldukça kalabalıktır. Herkes kendi halinde oturuyor bazıları da kağıt ve domino oynuyorlardı. Kahvenin kapısı sert bir şekilde açıldı. Cami derneği başkanı içeri girdi ve bağırdı.
-Arkadaşlar caminin kiremitleri geldi çatıya çıkacak herkes camiye gelsin
Dedi ama kimseden tık yok. Ne kalkmaya ne de gelmeye kimsenin niyeti yok. Sinirlendi ve kapıyı çarparak.çıktı gitti. O yıllarda koca cami tamir ediliyordu çatısı tamamen sökülmüş yeniden yapılmış kiremitleri gelmiş çatıya çıkarmak gerekiyordu. Köse Dayı güzel saz çalardı hemen kahveden kalktı eve gitti sazını kucaklayıp geldi. Çıktı caminin duvarına başladı çalmaya ve söylemeye. Şarkı, türkü, gazel, ilahi derken bütün köy halkı oraya toplandı. Köse Dayı sazı, sözü kesti cami derneği başkanına dönerek bağırdı.
-Hadi ben milleti topladım. Sende kiremitleri taşıt gayrı.
Oradaki halk bir girişti, tam girişti az zamanda kiremitler çatıyı buldu. Cami duvarında saz çalıp türkü söylemek pek uygun değil ama yapılan hizmete bakılırsa bazen uygun oluyor herhalde.


D Ü Ğ Ü N

01. 01. 2010

 

1950- 1960 yılları arasında (Denizli Çal Ortaköy deki (Köyümüzde ) yapılan bir düğünü başından sonuna kadar hatırladıklarım kadarıyla anlatmaya çalışacağım..

Evin oğlu hısım akraba ve komşu düğünlerinde, kınada veya düğün günü gözüne kestirdiği kız ile evlenmek için önce annesine söylemeye karar verir. Sabahları yataktan geç kalkar, işe gitmek istemez her şeye gönülsüz hareketler sergiler. Bir türlü annesine konuyu açamaz. Babasına hiç açamaz evleneceğini annesinden önce babasına ilk olarak açabilen babayiğidi ben görmedim. Zaten kız ile de konuşup karar verme imkanları hiç yoktur,(Gençler görücü usul ile evlenmek zorundadır. Beraberce konuşup gezerek, anlaşarak evlenen çiftler 1970 li yıllardan sonra başlamıştır.) belki düğünün birinde damın üstünden kızlara bakarken göz göze gelmiş olabilirler Bağa tarlaya giderken, pürgülü peştamallı görmüş olabilirlerZaten o zaman oğlanın kalbinden geçiyorsa elektrik çarpmış gibi olur.

Velhasıl hareketleriyle anasına konuyu yansıtmıştır. Anası sorar ;

Oğlum askerlik bitti, Evlenme çağın geldi seni de evlendirelim de ölmeden mürüvvetini görelim der . Oğlanın yüzü güler, içinde bir cızıltı başlar ama kızı nasıl söyleyecekti, onu düşünür. Ya anası babası istemezse ne olacak. Oğlan derki

‘Ana benim aklımdan geçen biri var ama olur mu olmaz mı bilmiyorum. Kızın yaşı küçük derler mi acaba ?. Önünde ağabeyi var gerçi o da sözlendi ama düğün yapmadan kıza düğün etmem derler mi benim işim zor anam der. Kimmiş o ,kimin kızı iyice merak ettim. Oğlana anası ; oğlum bir zenaat sabı da olmadın. işi gücü yok derler mi acaba. Gitmedin filanca ustaya o seni istedi , gelsin dedi, sen gitmedin, bir usta olsaydın daha bugünden istemeye giderdik. Zorla da olsa alırdık kızı.

 

Hiç acala etme, bi punduna denk getirip ben babana söyleyeyim bakalım ne diyecek. Aradan iki üç gün geçti anama sordum ! Ne yaptınız konuştunuz mu ? Nerden konuşacağız baban bu sıralar barut gibi. Veresiyeverdiği üzümün parasını alamamış, beygire bir çuval yem alacak parası da yok konuşamadım .Acala etme sende. Bu işler nasipse olur, olsa da bile hemen düğün edecek halimiz mi var, Olsa da seneye güzün ancak düğün yapabiliriz, borç harç seni de baş göz edersek rahat ederiz.

Haaa unutuyordum, anası oğlana yarın ağan düzüne çifte gidecekmişsin, Baban pulluğu bozgeri de bırakmış oradan alsın geçsin dedi. Oğlan zaten anasının babası ile konuşamadığına canı iyice sıkılmıştı. Birde çift işi ortaya çıkınca içinden pıtırdandı gitti.

Aradan 10 gün geçti anasına bir türlü soramıyordu, ters cevap almaktan korkuyordu. Bu arada kızın evine yakın bir komşuda düğün vardı,

 

Salı akşamı dizi Çarşamba akşamı da kına olur, Perşembe günü de gelin çıkacak.(Eskiden düğünler Tam bir hafta sürerdi, Cuma gün sabah oğlan evinin damüstüne bayrak dikilir, birkaç kere kuru sıkı atılarak düğün ilan edilir.

. Oğlanın kafasında kına gecesi kızı görüp kıza kendini gösterip ispat etmek istiyordu. Aklından geçen bu düğünde istediklerini gerçekleştirip anasına bir daha soracaktı. Dediği gibi de oldu, Düğünde kına gecesi Birkaç tane LÜKS lambalarıyla düğün yeri aydınlatılıyordu, oğlan evinden de 40 - 50- kişilik bir kalabalık, kız evine kınaya geldiler. Önde SADIÇ , LÜKS lambasını tutmuş kadınlarda arkadan kına yerine geldiler. Oğlan pusuya oturmuş keklik avcısı gibi damüstünde bacanın dibine oturmuş kız ile göz göze gelmeye çalışıyordu. (Evlerin üstü gara örtü olduğundan gençler damüstünde rahat gezinebiliyorlar.) Oğlan kendince olumlu bulduğu hareketleri kızda görmüştü. Göz göze resmen fingirdeşiyordu. Gönlü hep bugün kına bitmesin, sabaha kadar devam etsin istiyordu. iki saatin nasıl geçtiğini oğlan anlamadı bile, Kızda gözünü bir türlü oğlandan ayırmıyordu, Oğlan kaşık dağıtan kadına içinden sitem ediyordu kışke bizim kıza kaşık versede oynatsa diyordu.

SADIÇ getirdiği LÜKS ( Lüks lambası gazla çalışan zaman zaman pompa ile hava verilip uzun süre aydınlatması sağlanan bir lamba türü) lambasını alarak ‘ oğlan evinden gelenler toplansın gidiyoruz diye duyulabilecek şekilde bağırınca ; milletin umurundamı oynama devam kimse toplanmadı bile, sadıcın hanımıda kalabalığın içine girip hadi kızlar hanılar lütfen toplanın bırakır gideriz ,kalan kalır diye tehdit etti.

( oğlan içimden hep O gitmese bari diye, aklına gelen duaları okuyup kıza doğru üflüyordu. Kızın evi düğün evine yakın olduğu için kız düğün evinde kaldı. Yanımda kızlara beraber baktığımız arkadaşımın tuutuğu kız oğlan evine gitti, Arkadaş bana dediki ben gidiyorum buranın tadı gitti diyerek ayrıldı, 5 - 6 kişi kaldık.

Kızlar epeyce azaldı, kaşık dağıtan ,kız evinden olan bayan ,kaşıkları getirdi oğlanın kafasından geçen kıza verince. Oğlan sevincinden OH BE diyerek sevincinden uçacaktı. Kaşıkcı bayan pürgü ile peştamalı sıyırdı aldı. Kız cillop gibi ortaya çıktı,

Gaba olur gabaların biberi, sürütme ve köy oyunlarından bir iki oyun daha çaldılar kız o kadar güzel oynuyorki, o gece kına da en güzel performans gösteren kız o sanki. O oynadıkça , döndükçe arada oğlana doğru bakması oğlanın içini sızlatıyordu.

Oğlan isabetli bir karar vermişim. Ne kadar güzel oynuyormuş inşallah beraber oynadığımız günler de gelir. Oğlan içinden hiç gitmese sabaha kadar oynasa diye aklından geçirdi, kaşık dağıtan kadın, kaşığı kıza vererek hadi bakalım kınada kızmı kaldı sizler oynayacaksınız diye davul çalanın önüne itti. M a s t i k a y ı d a oynadı biraz da terlemişti, kaşıkları Davul çalanın önüne bırakarak kız arkadaşının yanına gitti.. Biraz yorulmuştu, pürgü ile peştamalı bile örtünmedi.Oğlana doğru bakış atara(Oyun böyle oynanır dercesine gözleriyle kayıntı yapmıştı) Saat 12 yi de geçmişti , kız evinin

Sadıcının hanımı ‘kızlar sabah olacak ,toplanın artık diye söylendi. Kınada gelinin yakın arkadaşları kalmıştı, yorulmak bilmiyordu hep oynuyorlardı. Damın üstündeki gençlere de ses çıkarmadılar, gençlerde biraz azalmıştı. Sadıç LÜKS lambalarını toplamaya başladı. Artık kına’ nın sonuna gelinmişti.
Oğlan da bu arada kıza sevgi dolu baktığını hissettirmişti. Yakından yüz yüze konuşmak nerede . Gelin en yakın kız arkadaşlarıyla kalmışı, kızar isterseniz yukarıda bir odaya çıkıp eylenceye devam edelim dedi, Arkadaşının biri hemen söze katılarak( Kız yarın gelin olacaksın git de yat dedi.

Karşıdan karşıya meramını anlatabilirsen ne mutlu. Kına dağıldı oğlan eve geldi, herkes uyumuştu bile ,anası uyumuş gibi görünse de kesin uyumamıştı, gözünü açmadan oğluna, geldin mi oğlum dedi oda geldim anam dedi.

Oğlan uyumak için epeyce kıvrandı ama geç saat lerde ancak uyudu. Tam dalmıştı ki babası sallıyordu hadi kalk da ançalardüzüne git. Toprak tav olmuş orayı NADAS yapalım da seneye nohut ekeriz dedi. Oğlanın kafasında tasarladığı şeyler boşa gitmişti. Akşam damüstünde KIZLARA bakarken kafasından geçenler anası ile konuşmak ve diretmekti. Kalktı lavaboda elini yüzünü yıkamaya gitti oralarda oyalanıyordu, anası oğlanın babasına bak oğlana bişeyler oluyor işe eli varmıyor, yaşı da epey oldu ,bana sorarsan söyleyemiyor ama evlenmek istediği kesin dedi. Babası da akşama konuş varsa kafasından geçen gidelim konuşalım isteyelim dedi. Anası da tamam adam ,ben konuşayım bakalım kafasında birşeyler varmı derken oğlan içeriye girdi. Anası, yiyecek şeyleri torbayı hazırladım hemen çık da biraz da iş üresin.

Oğlan tamam ana bende gidecektim zaten der. Kahvaltı falan canım istemiyor der. Beygiri hanayaltından çıkarır, saman torbasını doldurur üstüne bir iki çatalavuç arpa koyar pulluğu ırgadı ekmek torbasını asar ançalardüzüne gider.

Beygirin arkasından gidip gelir çift sürer ama aklı fikri geceki kınada dır. Bazen öyle dalarki beygir komşunun bağına bir iki garık girer ancak fark eder bizim oğlan, büyük ihtimalle abayı yakmıştır. Yanık abayı da ırgadın üstüne örttü su ısınmasın diye. Böylece mali hülyalar içinde ikindiye kadar çift sürdü zaten tarla çoktu bugün bitmezdi, Beygire ÇÜÜÜŞŞŞŞ .dedi, bugünlük bu kadar yeter.

Pulluğu bıraktı, diğer eşyaları saman torbasını da aldı ,bağın başında bindi beygire köye gitmek için yola düştü, yazıkölünde bir arkadaşına rastlamıştı o da çiftten uzun burundan geliyordu beraberce yürümeye başlamıştı bile. Arkadaşına akşamki olanları anası ile olan konuşmalarını söyleyerek bir DEŞARJ olmak istiyordu. Ama sonradan aklına geldi ona ne, o askere gitmeden evlenmişti iki tane çocuğu bile vardı. Havadan sudan konuşarak CEMALİNİN MUSLUĞA kadar geldik. Arkadaş bir ara takıldı,’ hadi oğlum elini çabuk tut evlen, tohuma kaçıyorsun dedi.’ ( İyi ki köye yakın yerde aklına geldi) , acelesi yok diye geçiştirdim. Aslında olan bitenleri söyleyip içimi dökmek istiyordum diye içinden mırıldandı.Mezarın içinden geçerken bir iki DUA okuyarak mezarda yatanlarımıza rahmet dilediler.. Oğlan eve geldi hayvanı bağladı yemini suyunu verdi. Hanaya çıktı anasını aradı bir şeyleri söylemek için bahane arıyordu. Hemen üstünü değiştirdi kahveye gitti. Oyun oynayan arkadaşlarının yanına gitti. Sıcak bir çay içti. Çiftten çubuktan beygirden katırdan konuştular.Akşamki KINA hiç aklından gitmiyordu bazen dalıp gidiyordu.

Baktığı yere bayat balık gibi bakıyordu. Oğlan sabah NADAS a gittikten sonra anası bu akşam oğlu ile konuşacağını babasına söylemişti. Akşam yemeğini beraberce

yediler. Babası yemekten sonra uzandı uyuklama numarası yaparak ben yatmaya gidiyorum diye gitti.
Anası :‘ oğlum baban senin durumunda değişik bir şeyler sezmiş. Bana da sordu konuş bakalım dedi.
Oğlan : Ana ben filancanın kızını aklımdan geçiriyorum, olursa onunla evlenmeyi düşünüyorum.
Anası : Bildim oğlum ama o çok küçük ben yaşını filan öğreneyim zaten bu güz de ağabeyinin düğünü olacak, buldun buldun da tam onumu buldun? Bana sorarsan biraz zor olur o iş. Önünde engeller var dedi. Ben akşama baban ile görüşeyim de sana bildireyim dedi. Kızın yaşı ağabeyinin evlenme durumu ,oğlanın iyice canını sıkmıştı. Gidip kendisi ile konuşamazsın köy adetlerine göre Gidip konuşamazsın beraber gezemezsin. Akşam Velhasıl görücü usul dediklerinin tam kendisi. Akşam o kadar zor oldu ki babası bağa, bağ aralamaya gitmişti, geç gelmese bari diye dua ediyordu. Yatsıya doğru babası geldi. Yemeği yediler oğlan hemen kahveye gitti. Anası babasına çabuk konuyu açsın diye. Sofrayı topladılar, anası bir kavun kesti, Çıvgında asılı razaki üzümünden iki salkım indirdi yıkadı getirdi yemeye başladılar 
Anası : Babasına oğlan filancanın kızına abayı yakmış, illaki isteyelim ben başkasıyla evlenmem diyor.
Babası : Vay kerata vay, sıkıntı onun içinmiş demek, işe gitmeye korkuyor, gitse de gönüllü gitmiyor. Bildiğime göre onlar bu sene oğlana düğün yapacaklar, oğlanı eversinler gidelim isteyelim, yalnız şimdi gidin demesin. Herşeyin bir yakışığı vardır, Gördüğüm kadarıyla da kız zaten küçük değil mi der.
Anası : Tamam adam bence de münasip ,bu sene düğünü yapsınlar seneye inşallah bizde bu işe el atarız. Hem de bu sene ki üzüm parasından 2 – 3 altın alıp bir kenara koyarız. Adamlar düğün üstüne düğün yapmak istemezler ama işimiz zor.
Anası ‘’ (Adam ok atımında kız satımında demiş atalarımız,)’’ neden olmasın. Oğlana söyleyeyim bende bu güz bir geçsin seneye Allah kerim deriz.(Eskiden köylerde düğünler güzün olur, herkes üzümünü ekinini kaldırır satacaklarını satarlar, Güzün herkes de evde olur.) Onun için düğünler güzün olur. Hani derlerya (DÜĞÜN EL İLE HARMAN YEL İLE OLUR) Bu arada kavunu ve iki salkım üzümü nasıl yedikleri belli olmadı. oğlan Kahvede kapanıncaya kadar oturdu, Mahalleden iki kişi kalmıştı eve doğru gidecek, beraberce gittiler. Anası uyumamıştı oturma odasında KİRMEN eğirip duruyordu. uykusu gelmesin diye oğlana gel bakalım

hoş geldin. Kavun keseyim mi yermisin? yaş üzüm getireyim mi diyerek konuya girmek istedi. Oğlum baban ile konuştuk. Çok uygun gördü, kızı da beğendi, iyi bir karar vermiş dedi, inşallah olurda güzel bir daha gelinimiz olur dedi.

OĞLAN : Hemen istemeye gidecek misiniz ana diyerek anasına sarıldı, Benim anam dünyanın en güzel anası diye yalakalık yapmaya başladı, anasını şapır şupur öptü.
ANASI : Oğlum baban dedi ki ‘’ Onlar bu sene oğlana düğün yapacaklar, düğünü yapsınlar, bence kız biraz da küçük seneye isteyelim uğraşalım inşallah olur, diye isteğini kabul etti. İyi insanlar anlaşabiliriz soyu sopu belli insanlar inşallah olur dedi.

OĞLAN : Ana be , ben bir sene nasıl beklerim , kız başkasına gönlünü kaptırırsa ne olacak, köyde yok ama yakın köylerden bir MEMUR falan isterse valla kötü olur anam benim.

Siz istemeye gidin sözü alın , düğünü seneye yaşı dolunca yapalım , ben beklerim. Dünürcülük sürersiniz hem gelini biraz daha tanırsınız.

Ne olur babamın gönlünü edip böyle söyleyiver , olursa babama hiç ÇİFT sürdürmem her gün erken gider sürer gelirim. Bütün işleri yaparım.
Anası: yavrum benim, acele etmede şu üç beş gün içinde babana söyleyeyim teklifini, kabul ederse istemeye gideriz,dedi. Oğlanın içi buruldu ama onlarda makul şeyler söylüyorlardı. Kızı başkasına verirlerse yaşayamam, Zaten çok az görüyorum bu sıralarda düğünler de az oluyor göremiyorum. Nerdeyse kız beni unutacak diye korkuyorum.
ANASI : Oğlum böyle şeyler aceleye gelmez, sabretmesini bileceksin,

Her şeyin hayırlısını isteyeceksin . Sende seneye bir yaş daha büyür daha akıllı uslu olursun bizde göğsümüzü gere gere gideriz. Kızı babasından isteriz, tamam mı ?

Nadas daha kaç gün sürecek. Baban bir gün fazla gitsin beygiri ezmesin dedi. Oğlanın kafasında ‘’ belki şimdiden isterlerde söz alırlar düşüncesiyle her şeye peki diyor, her işi yapıyor, erken kalkıyor, eve erken geliyor. Aradan iki ay geçti Bu arada bir düğün daha oldu, Kına gününe kadar kızı hiç görmedi kıana gününü iple çekiyordu, Kına gündüz de işe gitmedi en güzel sevdiği elbisesini giydi, gömleğini beyaz seçti. oğlan dam üstünden kızı gördü, kız oğlanı gördü, sanki kız da oğlanı istiyor gibi hareketleriyle onay veriyordu. Yanındaki kız arkadaşına bir şeyler anlatıyor sanki beni anlatıyor. Beni sevdiğini ona anlatıyordu, en azından ben öyle düşünmek istiyorum. Umutlanıyorum (Kına da gaşık dağıtan bayan sık sık kıza gaşık veriyo ama kız bir türlü almıyor birazdan diye geçiştiriyor, yanına bir kız arkadı geldi, onunla fiskos ettiler hem de damüstünde bana bakıyorlar. Arada pürgüsünü açarak bana kendini gösteriyordu.Gaşık dağıtan bayan yine geldi ikisine gaşık verdi oyun yerine itiverdi. Aman yarabbi ne güzel oynadılar ne güzel oynadılar Davulcu yoruldu onlar yorulmadı) bir veya iki gidişte sözü vereceklermiş gibi geliyor. Bu düşüncelerle her gün mali hülyalar kurarak kendimi avutmasını gayet iyi biliyorum.

Aradan üç ay kadar geçmişti gelecek ay kızın ağabeyinin düğün zamanı gelmişti.

Düğünü olacaktı, anam ile evde yalnız kaldık, anama dedim ki ‘’ Anacığın gelecek ay kızın ağabeyinin düğünü var , düğün bitsin hemen gidin isteyin sözü alın gelin dedim. Anacığım da oğlum; düğün sırasında ekmek yapılırken yemekler yapılırken ben yardım etmeyi bahane ederek gideceğim sana da haber getiririm.

Düğün zamanı geldi çattı, bu Cuma günü tüfekler atıldı, bayrak asıldı düğün resmen ilan edildi, eyirleden bir tane çam getirmişler dam üstüne D O L A K da dikilmiş.( Dolak’a yorgan ipine halkalar halinde üzüm iğde ceviz V.S. den oluşan dizi halkalar asılır gelin eve geldiği gün attan inince o yiyecekler koparılıp gelinin üstüne doğru atılır, çocuklar kapışarak toplayıp yerler MedeledenTAM ÇALGI akşama gelir, 

Ümmeci için bu gece 7-8 kişi (odun kesici,toplayıcı dübek büküne oduna giderler. Ertesi günü öğleyinde hısım akrabalardan eşek ve katır toplanır odun kesilen yere boş hayvanlar götürülür. Öyle ayarlanır ki hava kararmadan ÜMMECİ köye girer 20 -25 eşek odun yükü, ile köye gireceği sırada davulcu ile damadın arkadaşları ümmeciyi karşılarlar, 5-10 tane canlı tavuk veya koyun, odun yükleri inerken kesilir

O akşam oğlan evinde oduna gidenler ve damadın arkadaşları güzel bir yemek yerler. Geç saate kadar otururlar, el davulu ile oynaşırlar. SADIÇ’ın görevi başlamıştır, gel git işleri misafirleri ağırlamak, gibi işleri düğün sahibi ile müşterek yürütürler. Önceden yakın köylerdeki dostlara OKU (Davetiye) gönderilmiştir, tek tük okucular gelmeye başlarlar, Okucuların yemek yatıp kalkma işlerini SADIÇ organize eder. Düğün evinde hergün çeşit çeşit yemekler yapılır. 3-5 kadının bir hafta yaptıkları yufka ekmekler ,yenilir (oğlan evine yanlışlıkla kız tarafından genç gelirse ters asarlar.) 

Hergü 3- 5 türlü kap tan oluşan yemekler yapılır oğla ve kız evinde yenilir. 

Pekmez, susam ve buğday dan yapılan KÖLLE , yemeğin üstüne yenir.( İrmik helvası ve tahin helvası yoktur., çöven den yapılan köpük helva olurdu ama o da her zaman olmazdı.)onun imalatı işi zor olduğu için her zaman yapamazlardı.

Misafirleri akşam sadıç ile birlikte belli evlere göndermişlerdir. Yatmaları için .(Şunu söyleyeyim evde yatırmak için komşular geç saatlere kadar misfir götürmek için beklerler) Evlere dağıtılan misafirler, yattıkları evlerden sabahleyin GOCADAVUL ile toplanırlar. Yemekler yenilir. Mahallenin gençleri ekmek yemek taşıma işlerini o kadar gönüllü yaparlar ki, işi yaparken de mutlu olurlar. Salı akşamı olmuştur, düğün kalabalığı çoğalmıştır. Köyün orta yerinde geniş bir alanda Davulcular oturtulur, eylence ve gece HELEŞE yapılır. Geç saate kadar eylenilir. Davulcular yatmaya gönderildikten sonra damat ve yakın arkadaşları oğlan evinde toplanır ve eylenirler. Kız evinde de kızın yakın arkadaşları geniş olan odada DEF ile oynaşırlar, gençlerin bakma şansları yoktur. Ancak dizi ve kına günü dışarıda oynaşırlar. O zaman da gençlere müsaade ederler.

Gelelim kıza abayı yakan oğlumuza : Oğlanın anası daha ilk günden, oğlan evine yardıma gitmeye başladı bile,etrafı toplamak ekmek SULAMAK, onları DİŞİRMEK, MENDİL (sofra ) lara taksim etmek işlerinde yardımcı olur. Oğlunun abayı yaktığı kız da zaman zaman oğlanın anasının yanına gelir ilgilenir, ona gönüllü olduğu izlenimini verir ama fazla yanında kalmaz. Bir şeyler konuşmaya fırsat vermez. Her eve dönüşünde de oğlan neler olup bittiğini en ince detayına kadar sorar. Ah şu kına gecesi gelse de görsem diye hayıflanır. Çünkü kına gecesinde mutlaka kız da bulunacak mecburen , arkadaşlarını oynatırken sık sık kendinin de oynaması lazım.

Oğlan anasına derki; babam ile yalnız kaldığın zamanlar , kız isteme işini sık ca hatırlat da unutmasın . Düğünden hemen sonra gidin. Tamam oğlum ama, Bir hafta on gün gelin gezdirmek sürer , akrabalarını büyüklerini tek tek damat ile gelin gezecek, en az bir ay sonra , düğün yorgunluğu da bitsin ondan sonra gideriz der anası. Her gün gündüz ve gece köyde GOCA DAVUL çalınıyor. Çarşamba günü kına yükü olacak, Çarşamba günü öğle namazından hemen sonra Damat ile sadıç’a POÇU (Rengarenk örtü) ile poçu omuz ve boyunlarına gelecek şekilde, (Bağ bozumu şenliklerindeki AĞANIN omuza attığı poşnak gibi) iğnelenir. Hoca okuyup dua ettikten sonra önce damat ile sadıcın kafasını dua ile tokuşturur, sonra da ceplerine hediyesini bırakır.. O da gönlünden kopan paradır. Daha sonra damadın babası, varsa kardeşi, ceplerine hediyelerini bırakır. Sonra sadıç gelir o bırakır yaş sırasına göre akrabalarda yapar.

Erkeklerin işi bittikten sonra oğlan evinin önünde veya dam üstünde damat tek olarak dikilir önce sadıcın hanımı damadın omuzuna BELEK takar. (Belek iki veya üç metreden oluşan kumaş parçası)Oğlan evinin akrabalrının eşleri de getirdikleri BELEKLERİ damada takarlar.

Merasim tamamlanır kına yüküne gidilecek. Damat ile sadıç önde GOCADAVUL arkada şenlikli bir şekilde kız evinin önüne gelinir.

Damat ile sadıç Milli oyunumuz ferahi yi oynarlar. Sonra zeybek oyunu ve harmandalı oynarlar. , Yakın akrabanın erkekleri veya hanımları damat ve sadıça para çevirirler çevirdikleri paraları davulcunun önündeki kaba atarlar. Davulcunu hasat zamanıdır. En çok para çevirme işi damat oynarken olur. Köyün hatırlı kişisi oyuna çıktığı zamanda para çevirme işi olur. Damatla sadıcın oyununun arkasından damat ve gelinin babaları oyun yerine çıkar, arkasından varsa damadın ve gelinin erkek kardeşleri oynar. İşte bu arada davulcular bayağı hasılat yaparlar. para çevirme işi sık sık olur ama damat ve akrabaları çıktığı zaman daha çok olduğu için Davulcular daha neşeli çalarlar.Kına yüküne gelenlerin çoğu oyuna zorlada olsa davet edilir oynatılır. ( Aydın Zeybeği çaldığı zaman çoğu bilir ,bilenler şimdi bizim Arif Oynuyor der, Bu anekdotuda burada yazayım dedim) Kızlar etraftaki evlerin damlarında oynayanları seyrederler. Bir nevi kına yükü damat beğenme yeri, kına gecesi de ; Gelin beğenme yeridir.

Bu akşam kına gecesi olacak yukarıda zikrettiğim kına gecesi tekrarlanacak kızlar gelinler kaynanalar oynayacak. Gençler dam üstlerinde kızları izleyecekler.. Kız evinde kına gecesi olurken geniş bir alan da da goca davul çalar, davulun yanında evli erkekler ve çocuklar olur. Gençler kına gecesinde tam siper kızlara bakarlar.

Damadın kardeşine aşık olan delikanlı kına günü de kızı epeyce görebildi, çok mutlu oldu aklından şu düğün bitse de sıra benim işe gelse diye dua ediyor. Düğünün en zorlu gecesi de bitmiştir, dün akşam damadın yakın arkaşlarının yarıdan çoğu sarhoş olmuştu. PERŞEMBE SABAHI : Bugün,

Düğünün son günü: Sabah goca davul gene evlerden OKUCULARI toplayacak yemekler yenilecek , gelini bugün alıp gelecekler. Davulcular gene boş bir alanda kurunmuşlar yanık yanık çalıyorlar türküleri oyun havalarını. Öğle namazından sonra Davul ile birlikte kız evine giderler, sadıç damadın babası, damadın amcaları sülalesi, civar köylerden gelen kalabalık, damat ile sadıç en önde olur.

Kız evinin önünde damat ve sadiç oynar. İki üç ağzı düzgün hoca ilahilerle gelini isterler. Gelin epeyce nazlanır ama nihayet o da çıkar. Uğurdur diye gelinin üstüne fındık fıstık para, ceviz iğde halkalı şeker torbasından avuç avuç alarak gelinin üstüne atarlar.(Sadıç halı heybeye önceden bu çerezleri doldurur , omuzuna atar, gelin evden inerken ve oğlan evinin önünde avuç avuç atılır çocuklar toplar, bazen zengin aileler demir para da koyarlar çocuklar daha neşeli toplarlar:). Varsa kiralanmış taksi , veya minübüse bindirerek köyün içinde gelini damadı dolaştırırlar eve götürürler. Gelin taksiye bineceği zaman kıza ait çeyizler, yatak yorgan yastık, sandık V.B. kızın eşyalarıda iki eşeğe yüklenerek oğlan evine getirilir. Gelin arabadan inerken gelinin ayağını ekmek sacının üzerine bastırırlar, kucağına da küçük bebek vererek kucaklatırlar. Şerbet içirirler ağızları tatlı olsun muhabbetli olsun diye .

(Yakın komşu köyümüz bahadınlar köyünde gelin taksi veya dolmuşla değil, at ile kız evinden oğlan evine getirilirdi, yollar taksi dolmuş geçmesine müsait değil. Köyün içinde dolaşırken aynı yeden bir daha geçmemeye çalışırlardı, güya gelinin ayağı alışıp da anasının evine kaçmasın diye, Gelin attan indiği zaman atın dizgini(gemini) damın üstünde bulunan damada atardı, o da bundan sonra dizginim senin elinde demekmiş,)

Gelini damat arabadan indirir bir odaya bıraktıktan sonra dam üstüne çıkarak dolak daki yenilecek şeyleri kopararak çocukların bulunduğu alana doğru atar.Düğündeki kalabalık da dağılır.

Düğününü yaptığımız damat evli olan yakın arkadaşı ile beraberce kısa gezintiye çıkar, evli arkadaşı damada evliliğin gerekliliklerinden bahseder eve dönerler, Bu arada sadıç ile damadın babası davetlilerden gitmek isteyenleri yolcu ederler. Gidecekleri yerleri uzak olanları o gün de misafir ederler. Aynı işler kız evinde de geçerlidir, onlarda davetlileri yolcu ederler. Kız anası üzgündür ağlamaklı bir şekilde misafirleri gönderir. Bir haftalık telaşe bitmiştir,Kız evinde hüzün, oğlan evinde neşe vardır. İnşallah Mutlu olurlar.

 

ALLAH İKİSİNİ BİR YASTIKTA KOCATSIN.

Gelelim bizim damat olmak isteyen abayı yakan damat adayına,:

Kına gecesi ve gelin alma sırasında sevdiği kız ile yeteri kadar göz göze gelerek güya mesaj verdi. Marifet anası ile babasına kalmıştı. inşallah ilk istemeye gittiklerinde sözü alır gelirler diye dualar ediyordu.

Aradan bir ay geçti, Düğün yorgunluğu bitti, kızın babası işine gücüne gitmeye başladı. İstemeye gitmeleri yakışıksız olmazdı diye düşünüyorlardı. Oğlanın anası oğluna ‘’ Oğlum yarın akşama gidelim diye düşünüyoruz. Baban bugün amcana da söyleyecek üçümüz gidelim diyoruz.

Oğlan öyle zıpladı ki kafasını orakkaşına çarptı, (Orakkaşı Tavanın hemen altına eşya koyma için yapılan RAF) Acaba yarın gece nasıl bitecek sonucu öğreneceğim diye düşünüyordu. Anası gündüzden GAZLI FENERİN camını güzelce temizledi gazını doldurdu. Hayat’a astı. En güzel elbiselerini hazırladı, Babasının pazardan aldığı yeni pantolon vardı onu çıkardı, gömleğin kendince en güzelini de çıkardı giderken giyinip gideceklerdi. (O zamanlar elektrik yok, evlerde gaz lambası,dükkan düğün ve kahvehanelerde LÜKS vardı aydınlatma onlarla olur.

. Bir yere giderken de Yollar karanlık olduğu için, Gazlı fenerin ışığında gidilirdi.)Oğlan zaten akşamı iple çekti akşam oldu yemeği yediler.

Baba biraz erken gidin de bir yere gitmesinler diye tembih eder.

Anası giyim kuşamını değiştirdi, babasına da pantolon ve gömleği verdi değiştir de gidelim dedi. Gazlı feneri yaktılar, yavaş yavaş amcanın evine doğru yola düştüler. Amca da güzel giysilerini giymiş hazır. Oğlanın anası Amcasının hanımına hadi çabuk hazırlan da beraber gidelim dedi.

O da bugün siz gidinde ikincide bende gideyim zaten bir seferde söz vermezler dedi. Bende şaka ile karışık (Sen avucunu yala ben bugün sözü alı gelirim diye

Espriyi patlattı) hepsi bir gülüştüler inşallah dediler. Yola üçü çıktılar fenerin ışığında bir iki kişi gördü kesinlikle fenerden kız isteme gidildiğini anlamışlardır.

Evin önüne geldiklerinde evin ışığı yanıyordu belli ki evdeler.

Ev sahibinin adıyla ...........ağa evdemisiniz.? Ev sahibi kimseyi beklemiyordu, merakla dışarıya çıktı. Buyur hayrola der, Oğlanın babası biz öyle bir ziyarete geldik tabi kabul edersen. Ne demek buyurun gelin der. Hazırlıksız olduğu için hemen büyük odaya alır. Biraz sonra kızın anası gelir. Hoş geldiniz der. Kız gelir hoş geldiniz diyerek ellerini öper. Gelinde gelerek ellerini öper. Gereken ikramlar yapılır, sohbetler edilir, yeni düğün yapmış olduğu için düğünden bahsedilir, düğünün çok kalabalık olmasından civar köylerden çok OKUCU geldiğinden bahisle inşallah bizim düğünde sizinki gibi güzel olur diye sözü getirerek, Allahın emriyle kızı oğluna ister. Adam sanki Nutgu tutulmuştur, Kelimeler boğazına dizilmiştir.

Kızın babası : Kardeşim iyi güzel hoş ama ben daha dün düğünden çıkmışım OKUCULAR daha köylerine bile varmadılar. Dinlenemedik, gelin ile oğlan ak -rabaları bile gezemediler. Oğlanın amcası : Kesinlikle haklısın da biz hemen nişan düğün istemiyoruz bir söz olsun belli olsun diye düşündük, düğünden yeni çıkmış bir aileden hemen düğün yapalım demek insafsızlık olur dedi. Oğlanın babası da kafasını sallayarak onay verdi. İyi ama bizim kız daha çocuk sayılır, sokakta arkadaşlarıyla

oynayacağı zaman . Hadi bizler çocuk yaşlarda evlendik ama çocuklarımıza bu olumsuzluğu yaşatmayalım. Oğlanın babası : söz olursa acelesi yok sizlerin uygun göreceği zamana kadar biz beklemesini biliriz, Bizim kızımız daha .....yaşında ,iki sene daha evlendirmeyi düşünmüyorum. Hiç kusura bakmayın, iki sene sonra da ne olur bilemem ALLAH KERİM der. Kızın anası : Ortamı yumuşatmak için, oğlumuz pırlanta gibi, Çalışkan, boylu boslu, Hiçbir kötü huyu yok, Birbirine de çok yakışırlar.

Siz bir düşünün hemen hayır demeyin de biz 2-3 ay sonra sizi bir daha ziyaret edelim. Der . Mutfakta bulunan gelin ile kız konuşmalara şahit olmuştur zaten, gelin sorar, Ne olacak istiyormusun oğlanı, tanıyormusun, annemizin haberi var mı ? der.

Kız : Sizin kınada damüstünden gördüm sanki beni süzüyordu hepsi o kadar. Gelin : hadi hadi senin birşeylerden haberin var, hayırlı ise olsun der. Gelin , kıza hadi meyva zini sini götürde ortalık biraz tatlılansın der. Zini yi götürürler.

Odadakiler bu konuşmaların üzerine meyve yiyecek halde değillerdir. Birer lokma aldılar Baba ile amca göz göze geldiğinde kalk gidelim der gibi işaretleştiler. Baba : Biz yavaş yavaş kalkalım, ancak siz bir düşünün biz aile olarak da birbirimizle iyi anlaşırız çocuklarımız da iyi anlaşırlar. Siz yengem ile enine boyuna konuşun biz 2 ay sonra geliriz inşallah hayırlı ise olsun onların mürüvvetlerini görelim derler. Kız mutfakta Gazlı feneri yakmış ellerine tutuşturdu, Oğlanın anasının pürgüsünü de gelin örtüverdi yolcu ettiler.

Baba, amca ve ana yola çıktılar , baba kardeşine seni eve bırakalım mı ? yoksa kahveye uğrayacak mısın ? der. Ben kahveye uğrayayım siz gidin der. Oğlan Kahvenin önünde iki arkadaş oturuyordu amcasını görünce hemen eve gitti, anası ile babası eve yeni girmişlerdi. Babası hayvanlara bakmak için dama uğradı, annesi de olanları oğluna anlattı. Oğlan çok üzüldü ama 2 ay sonra tekrar gidecekleri için umudunu yitirmeyecekti. Oğlanın hep aklından geçen kızın ağabeyinin düğünü gibi TAMÇALGILI (Gocadavul) bir düğün yapmayı hayal ediyordu, sözü alıp gelselerdi (dünürcülük) başlayacaktı, bayramlarda düğünlerde oğlan evi kıza elbise, etek, Bluz gibi şeyler alarak hem ziyarete giderler hemde hediyelerini bırakırlar. Kız evi de o hediyelerin altıda kalmaz erkek için benzeri şeyleri oğlan için alarak götürürler. (Buna Ortaköyde dünürcülük sürme denir.) Böylece Söz, Nişan ; Dizi, Kına Düğün devam eder gider. Aradan 3-4 ay kadar geçmişti ki Oğlanın Babası anası şu üç beş gün içinde bir daha istemeye gidelim artık zamanı geldi diye düşünüyorlardı.

Bir haber duyuldu, Filancanın kızı için DEVRENT li (Devrent yakın komşu köylerden biri ,aynı ilçeye bağlıyız) bir öğretmene söz kesilmiş diye duyuldu, Oğlanın anası kızın komşularından birinin ağzını aradı geldi.

Gerçekmiş önümüzdeki güzün de düğünleri olacakmış. Oğlanın sıkıntısın ben tasavvur edemiyorum, ALLAH kolaylık versin. Anası geldiğinde gerçeği öğrenince : Anam ben başkasını nasıl severim diye anasına sarıldı ve gözünden iki damla yaş geldi. Seversin oğlum seversin, daha güzellerini bulursun, Nasip olsa olurdu. Yarın Ançalardüzüne git de nadası bitir gel demedi

 

SEVGİLİ OKUYANLARIM, KONU DÜĞÜN . DÜĞÜN OLUNCAYA KADAR DÜĞÜN DE DAHİL OLMAK ÜZERE YAŞANANLARI ANLATMAYA ÇALIŞTIM, DİL OLARAK YİNE ORTAKÖYCE KONUŞMAYA ÖZEN GÖSTERİLMİŞTİR. ESKİDEN KÖYÜMÜZDEKİ GÖRÜCÜ USULÜ YENİ NESİLE HATIRLATMAK , KİŞİLER VE AİLELER HAYAL ÜRÜNÜ OLUP, GAYE DÜĞÜN VE GELİN GELİNCEYE KADAR GEÇEN MERHALELER, GELENEK VE GÖRENEKLER ORTAKÖYCE ANLATILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR.

 

S A Y G I L A R I M L A

 

ARİF EKİCİ (Hacillez Arif) K Ü T A H Y A

 


N O S T A L J İ - 3 

(Bir Arif Ekici Klasiği)

Kurban olurum ben Ortaköy’ ümün taşı ile TOPRAĞINA,

Doyulmaz, zeytinyağlı için, çekirdeksiz sarma YAPRAĞINA,

Taşsız olan araziler azdır Ağandüzü yancabaşat, KİLLİK,

Culfada, tepeönünde, Galede, Bir karış bile batmaz PULLUK.

 

 

Yakın yerler hep arsa oldu, Okul yolu, sazacık ile BAÇA,

Ekmeğe sürmeye harika olur, Köyümüzde yapılan SALÇA,

Koreli ıbıram yıllarca, at’a Katır’a ve eşşeğe çaktı NALÇA,

Bayanı gösteren boy pos değildir, İllaki Olacakmış KALÇA.


Unutulurmuyuz hiç, Köyde yetişen Karpuz ile Kavunun TADINI,

Eskilere biraz aşinayız ama, hiç bilmiyoruz bile gençlerin ADINI,

Ne güzel olur, Toprak haranı ile, dığan da odunda yapılan YEMEK.

Köye geldiğim de çok hoşuma gidiyor, ABILA ve GICIM DEMEK..

 

Küplük üzümün tozunu, sokakta, Gözer ve kalbur ile SAVURURSUN,

Kurban bayramında, kesilen etten, acele kavurma KAVURURSUN,

Eskisi gibi, elde dokunan harar ve çuvallar hani N E R D E ?

Ilgazı çayı gaynattın mı, deva olur, Öksürük dumağı gibi DERDE..

 

Camilere sermek için analarımız, yünden Halı DOKUDU,

Amir memur olan gençlerimiz, hep üzüm parasıyla OKUDU,

Arızalı olan saatleri, Macur Memet Kahve köşelerinde yaptı TAMİR,

Yabana atmayın,Her türlü bürokrat yetişti,Öğretmen,doktor,AMİR.

 

 

Kışın üşütür,hasta eder ama, İlaç gibi olur RÜZGAR, HARMANDA

Aile ziyaretleri unutulmadı, yollar araba ile dolar taşar BAYRAMDA,

Ançalardüzüne gitmek için, mutlaka geçersin,Bozalan, EYİRLEDEN,

Yatan eşekle yokuşu çıkan, oh çekerdi, düze çıkınca,DEVİRMEDEN.

 

 

Erkenden ererdi, melengişli ile Dübekbükü ve derelerin ÜZÜMÜ,

Yanakların güneşde gavrulmasın diye,Poşnak ile sararsın YÜZÜNÜ.

Çeşmeler hep gurudu, Garacin,Guloğlu,Garga, Çinti,ÜMMÜPINARI

Hala dimdik duruyor heyecanlanıyorum, gördüğümde GOCA ÇINARI.

 

 

Okcu,Tabakcı pınarı,Asar çeşmesi,gurupınar,Fakkölü ve AVDAN,

Kokusundan ötürü, Sigarayı yakarlardı çakmaktaşı ile KAV ‘DAN,

Keleter çıbığından örerlerdi, Keleter, sepet ile Kekliğin KAFESİ

Başbelası; ayrık ile Ganyaşı çoğalırsa, atıyor insanların TEPESİ

 

İki gün ara ile BAMYA, hafta da bir de toplanır tarladaki BÖRÜLCE,

Sabah erkenden giderlerdi, tarlaya, anne , gelin ile GÖRÜMCE,

Ekmek sacının altında harika olur, Patlıcan ile domates GÖMMESİ,

O kadar güzel kokar, bayılırım, havanda dövülen susam DÖVMESİ.

 

 

Tavukçuluk başladı,herkeste bir hırs, para kazanma HEVESİ,

Kısa zamanda yol kenarlarına yapıldı, uzun uzun tavuk KÜMESİ,

Pazarlamak için, Hem kooperatif kuruldu, hem Tavukçu BİRLİĞİ,

Kooperatif, bitti, Tavukcu birliği gitti,kalmadı üreticilerin DİRLİĞİ.

 

 

 

Her evde bulunurdu,tahtadan yapılan orakgaşı ile TAHTAGAŞI

Çook güzel bir gelenek olarak, hala devam ediyor HAYIR AŞI.

İse güneyinden çıkan domuzlar, zaman zaman basıyor TEPSEL’İ

Tarih oldu Anamın, Kabak ,Susam ile yaptığı o güzelim BESSEL’ İ

 

 

Mahallelerimiz çok, Seki, Çaygıyısı, Gumluk, Dübek, HANÖNÜ,

Kelleciler mahallesi,Ağalar mahallesi, Avyeri ve DÜKKANÖNÜ,

Köylüler saman yerine Hayvanlara, kurutmak için ot YOLDU,

Gençler,sehraya giderdi yiyip içmeye , şimdi adı PİKNİK OLDU.

 

 

Çift sürerken, çiftçiler hep gocunuyor, daşlıcanın DAŞINDAN,

Adııgüzel barajı, çok güzel görünüyor, uzun burun GAŞINDAN,

Bir zamanlar, çuval çuval balık tuttular, Adıgüzel BARAJINDAN,

Denizli’ye gitmeye,iki otobüs kalkardı, Belediye’nin GARAJINDAN.

 

 

Plastikler çıktı, ne ırgat galdı, ne boduç,ne toprak küp,nede TESTİ,

Köyümü çok seviyorum, yazmak geldi içimden ; yine kafam ESTİ,

Köyümüzün insanları,o kadar iyi, cefakar ve o kadar da ZARİF,

Köyde yazılacak şey bitmez, yine yazarım diyor EKİCİ ARİF.

 

 

ARİF EKİCİ, 16.12.2009 K ü t a h y a

 

Ortaköyümüzün belli başlı, unutulmaması gereken özelliklerini içeren bu şiirim ile hatırlanmasını istedim.Daha çok hatırlanacak yer ve özellikler varki , yazmakla bitmez. İnşallah tekrar buluşmak üzere.

Hoşca kalın sağlıkla kalın , Kendinize iyi bakın.

 


B İ R S E R G İ H A T I R A S I

Bu olay 1957– 1958 yılları arasında Yolların yapılmadığı zamanlarda,at arabası, traktörün hiç bulunmadığı zamanlarda yaşanmış olduğu dikkate alınarak yazılmış olduğunu hatırlatmak isterim.

En lüks ulaşım ve nakliye aracının eşek,katır ve beygir olduğunu düşünürseniz bir günlük serginin ne kadar meşakkatli olduğunu anlatımlarımdan kolayca anlayabileceksiniz.(Bizim yaşlarda ve daha yukarıda olanlar, bu anlatacaklarımı mutlaka yaşamışlardır.)

Eylül ayı içinde sergilerin tam kızıştığı zaman Hançalar düzünde sergiyi serdik, hava iyice karardı, sergiye yardıma gelen eşe dosta akrabaya siz gidebilirsiniz artık biz eşyaları toplayacağız dedik,evin erkekleri ve çocuk olarak ben kaldım en azından pırtı asılırken eşeği beygiri tutarım diye beni de bıraktılar.Sergiciler eve dönmek üzere yola çıkınca ;

Babam : Arif keleterleri say bakalım dedi, bende üst üste 10 arlı yığarak

Sayıyorum hep 34 çıkıyor,iki keleter eksik görünüyor baba dedim,babam hışımla geldi yığılmış keleterleri saydı o da 34 çıkardı,ağabeyim pırtılsrın etrafını dolaştı,içi koyunlar için alınmış yeşil yaprakla dolu bir keleter buldu

Bana da dediki Hadi garık aralarını bir dolaş ara gel dedi,hava tam kararmadı ama içimde hafifce bir korku var.Lokurcumlu bağın arasında hem yürüyorum, hem de yatay ve dikey garık aralarından bakıyorum.

Bağın alt tarafında bir bağın dibinde keleteri buldum,yarı yerine kadar üzüm dolu,bağırdım, AĞAAAAAAAAA, keleteri buldum gel dedim,Ağam

Hemen geldi keleteri götürdü,babamda lancada artan batırma suyunu iki saplı

Bidonlara doldurmaya başlamış bile, iki bidon doldu, lancanın dibinde bir tas kadar kaldı onu da döktü. Ağabeyimde yılmış keleterleri harar’ın içine koyarak ağızlarını bağlamaya çalışıyor,Yiyi içecek ile ilgili malzemeleri anam

Torbalara ve heybeye yerleştirmiş hazır,Hatta haranı dığan gibi kapları da saman torbasına yerleştirmiş, yüke asılmaya hazır.önce beygir’i çektik yüke,keleterleri, lancayı batırma suyunu velhasıl ağır eşyaları beygir’e yüklemeye gayret ediyoruz. Eşşekle akşama kadar keleter çektik yoruldu, bi de yola yüklü iken yatma huyu var, onun için eşşeğe az eşya bıraktık, kalan keleterler, torbalar,heybe, boş senek ve ırgat, zor zahmet eşyaları yükledik,yola koyulduk.Eyirle yolu çok dik ve dar,biraz zorda olsa eyirleyi de indik çıktık,eşşek yolda yatmadı,bozalana çıkınca yatsı ezanı okunmaya başladı, Biz daha cemali’nin musluğun oradan derebağa saptık, ertesi gün srgiyi bozgeride sereceğimiz için pırtıları bozgeriye bırakacağız. Fazla uzatmayalım tangır tungur bozgeri ye vardık eşyaları sergi yerinin kenarına indirdik,Boş bidonlarla senek ırgat gibi su gaplarını aldık, ertesi günü tekrar doldurup geleceğiz.Eşyaları indirdikten sonra eşeğe babam bindi beygire de ağabeyimle ben bindim,eve dönüyoruz diye hayvanlarda hızlandı, eve çabucak vardık,anam hala uyumamış,ertesi günü yenilecek yemeklikleri yağı tuzu hazırlıyordu, Beygi’rin götünden indim, hemen uyumak için yattım, ağabeyim de hemen gaveye gitti, babam hayvanları bağladı, yemini suyunu verdi, koyunlar için getirdiğimiz yeşil yaprakları koyunların önüne attı,yassı namazını da kılarak yattı.

Sabah annem erkenden kalkmış babamı da uyardı,hazırlık yapılacaktı, anam bi gucak yufka ekmek getirdi başladı suloamaya,babam, batırma suyu için yağ potasa eksiklerini tamamladı,geçerken goc pınardan dolduracağımız

Su kaplarını hazırlamış merdiven’in dibine koymuş,anam yemekliklerden eksiklikleri tamamladıktan sonra memet amcamlara gidecek onlara boşta fazlanız varmı (ödünç geçirme) demeye gidecek oradan da teyzemlere gidecek onlara soracak,velhasıl o gün bağın bitmesi için birkaç kişi bulmaya çalışacak, inanın ödünç geçirme de olsa bu zaman da insan bulmak o kadar zorki, herkes ayı işi yapıyor herkesin işi en az bir ay gibi bir zaman zarfında bitirmek zorunda,herzaman tufanda yağmur yağıyor diye millet sergisini tufan dan önce bitirmek istediği için insanlar kendi işine koşuyor.Üç beş kişi daha bulundu, kapının önüne hazırlanan eşyalar bir bir eşşek ve beygir’e yüklenirken dolacak su kapları (Bidon, ırgat ve senek) yüklerin en üstüne asıldı, Goca pınarın önünden geçerken boş kaplar dolduruldu, eşyaların büyük bir kısmı akşamdan bozgeriye bırakıldığı için yüklü olan beygir ve eşşeğin üstüne binilebilir,çünkü bozgeri baya uzak,şimdiki gibi toz duman olmaz (Traktör olmadığı için)herkes yola koyulmuş sergi sereceği bağın yolunu tutmuştur.Öyle oldu biz de bağa vardık eşyaları indirdik, anam hemen taşlardan bir ocak yaptı çorbayaaı apişirmeye başladı bile. Babam Hançalar düzünden gelen batırma sularını lanca ya boşalttı,belli bir derceye gelinceye kadar, potasa ve zeytin yağı ilava ederek,su tuttu, batırma suyunu hazırladı,üzüm yolucular, eynele durmuşlar bile, ağabeyim eşşeği keletere goşmuş, keleter çekmeye başlamış, babam çuvaldan yapılmış peştamalını kuşanmış,üzüm batırmaya başladı ,anam hem yemek pişiriyor,hem de cevizin dibinde tırmık ile yemek yenecek yeri hazırlıyor. Anam ağabeyime bağırıyor,hadiiii yemekler pişti soğumadan gelin diye,biraz sonra millet toplanır.Cevizin dibine babam da sergi leğenine iki keleter daha boşaltır, süzülsün diye o iki keleteri de batırır gelir cevizin dibine.inan o çorba ve bulgur pilavının yanında çakıllar’ın acı biberini yemek insana ömür verir tadı hala damağımda yemeğin üstüne aliminyum tastan bir tas su içtinmi yediğinin yarısı et olur.
Genel olarak sergiye gelince bağın sergisi bititrilir,biraz geçte olsa bittikten sonra apar topar akşam yemeği yenir,dünkü eşya toplama işi tekrar edilir, ne zamana kadar, sergiler bitene kadar, eşya götürülecek bağ kalmadığı zaman sergi de biter, üzüm kuruduktan sonra toplamak pek sorun olmuyor, naylon çuval veya çarşafın üzerinden kürüyerek alabiliyorsun, benim çocukluğum da üzüm toprağa serililrdi ,toplamak o kadar zahmetli olurdu ki o tane toplamak varya adama gına gelirdi.Neferne sermek de çok zor olmazdı, çünkü az olduğu için usanmadan iş biterdi, hatta biz neferneleri bir yerde topladık, nasıl olsa bir iki kere yağmur yerdi, su vermesi kolay olurdu.Neferneler çok ıslanırsa tüccar almazdı bizde kestane ile değişirdik öyle değerlendirirdik,Bir zamanlar köyde kestane kaynatıp tenekede sıcacık kuru üzüme değiştirirlerdi o da güzel olurdu,(İki üzüme bir kestane)

Ben portakalın tane ile satıldığı zamanı da biliyorum,bir ya da iki portakal ile hasta ziyaretine gidildiğini kaç kişi hatırlıyor.? Ibırış’a iki cep üzüm götürürdük o da bize halkalı şeker verirdi .Küpün altından delip üzümünü satarak sinema ya giden insan bile bilirim, bir filmi 4 gün üst üste seyereder-

Sen tabi küp de üzüm bırakmazsın,ıbırış’a cep cep satarsın.Siz hiç Çalı pilidinin arkasına kibrit takarak kirlengiç gibi çevirdinizmi ? (zini de ) Siz hiç çitlik ağacımdan toma yaptınızmı ? Çarşaf ipliğine sararak döndürdünüzmü ) Nazarlık olarak çitlikten muska yaptınınızmı ?

DARI Sapından ŞAPILDAK YAPARAK Şapıldattınız mı ?Eski sergilerden eser kalmadı insanlar traktörsüz sergiye gitmez,hava kararmadan evde olması lazım.Her şey modernleşti.

Sevgili köylülerim, bir sergi hatırası yazımla eskilere bir dönüp bakarsan çoğunuz bu meşaggatli günleri mutlaka yaşamışsınızdır,bende o günleri sizlere hatırlatmak adına yazdım.Umarım okurken birazcık gülümse seniz bile

Mutlu olurum. Hoşca Kalın sağlıklı kalın, kendinize iyi bakın.

SAYGILARIMLA, Arif Ekici , K Ü T A H Y A

Bİ R S E R G İ H A T I R A SI

 

Bu olay 1957– 1958 yılları arasında Yolların yapılmadığı zamanlarda,at arabası, traktörün hiç bulunmadığı zamanlarda yaşanmış olduğu dikkate alınarak yazılmış olduğunu hatırlatmak isterim.

En lüks ulaşım ve nakliye aracının eşek,katır ve beygir olduğunu düşünürseniz bir günlük serginin ne kadar meşakkatli olduğunu anlatımlarımdan kolayca anlayabileceksiniz.(Bizim yaşlarda ve daha yukarıda olanlar, bu anlatacaklarımı mutlaka yaşamışlardır.)

Eylül ayı içinde sergilerin tam kızıştığı zaman Hançalar düzünde sergiyi serdik, hava iyice karardı, sergiye yardıma gelen eşe dosta akrabaya siz gidebilirsiniz artık biz eşyaları toplayacağız dedik,evin erkekleri ve çocuk olarak ben kaldım en azından pırtı asılırken eşeği beygiri tutarım diye beni de bıraktılar.Sergiciler eve dönmek üzere yola çıkınca ;

Babam : Arif keleterleri say bakalım dedi, bende üst üste 10 arlı yığarak

Sayıyorum hep 34 çıkıyor,iki keleter eksik görünüyor baba dedim,babam hışımla geldi yığılmış keleterleri saydı o da 34 çıkardı,ağabeyim pırtılsrın etrafını dolaştı,içi koyunlar için alınmış yeşil yaprakla dolu bir keleter buldu

Bana da dediki Hadi garık aralarını bir dolaş ara gel dedi,hava tam kararmadı ama içimde hafifce bir korku var.Lokurcumlu bağın arasında hem yürüyorum, hem de yatay ve dikey garık aralarından bakıyorum.

Bağın alt tarafında bir bağın dibinde keleteri buldum,yarı yerine kadar üzüm dolu,bağırdım, AĞAAAAAAAAA, keleteri buldum gel dedim,Ağam h emen geldi keleteri götürdü,babamda lancada artan batırma suyunu iki saplı b idonlara doldurmaya başlamış bile, iki bidon doldu, lancanın dibinde bir tas kadar kaldı onu da döktü. Ağabeyimde yılmış keleterleri harar’ın içine koyarak ağızlarını bağlamaya çalışıyor,Yiyi içecek ile ilgili malzemeleri anam Torbalara ve heybeye yerleştirmiş hazır,Hatta haranı dığan gibi kapları da saman torbasına yerleştirmiş, yüke asılmaya hazır.önce beygir’i çektik yüke,keleterleri, lancayı batırma suyunu velhasıl ağır eşyaları beygir’e yüklemeye gayret ediyoruz. Eşşekle akşama kadar keleter çektik yoruldu, bi de yola yüklü iken yatma huyu var, onun için eşşeğe az eşya bıraktık, kalan keleterler, torbalar,heybe, boş senek ve ırgat, zor zahmet eşyaları yükledik,yola koyulduk.Eyirle yolu çok dik ve dar,biraz zorda olsa eyirleyi de indik çıktık,eşşek yolda yatmadı,bozalana çıkınca yatsı ezanı okunmaya başladı, Biz daha cemali’nin musluğun oradan derebağa saptık, ertesi gün srgiyi bozgeride sereceğimiz için pırtıları bozgeriye bırakacağız. Fazla uzatmayalım tangır tungur bozgeri ye vardık eşyaları sergi yerinin kenarına indirdik,Boş bidonlarla senek ırgat gibi su gaplarını aldık, ertesi günü tekrar doldurup geleceğiz.Eşyaları indirdikten sonra eşeğe babam bindi beygire de ağabeyimle ben bindim,eve dönüyoruz diye hayvanlarda hızlandı, eve çabucak vardık,anam hala uyumamış,ertesi günü yenilecek yemeklikleri yağı tuzu hazırlıyordu, Beygi’rin götünden indim, hemen uyumak için yattım, ağabeyim de hemen gaveye gitti, babam hayvanları bağladı, yemini suyunu verdi, koyunlar için getirdiğimiz yeşil yaprakları koyunların önüne attı,yassı namazını da kılarak yattı.

Sabah annem erkenden kalkmış babamı da uyardı,hazırlık yapılacaktı, anam bi gucak yufka ekmek getirdi başladı suloamaya,babam, batırma suyu için yağ potasa eksiklerini tamamladı,geçerken goc pınardan dolduracağımız

Su kaplarını hazırlamış merdiven’in dibine koymuş,anam yemekliklerden eksiklikleri tamamladıktan sonra memet amcamlara gidecek onlara boşta fazlanız varmı (ödünç geçirme) demeye gidecek oradan da teyzemlere gidecek onlara soracak,velhasıl o gün bağın bitmesi için birkaç kişi bulmaya çalışacak, inanın ödünç geçirme de olsa bu zaman da insan bulmak o kadar zorki, herkes ayı işi yapıyor herkesin işi en az bir ay gibi bir zaman zarfında bitirmek zorunda,herzaman tufanda yağmur yağıyor diye millet sergisini tufan dan önce bitirmek istediği için insanlar kendi işine koşuyor.Üç beş kişi daha bulundu, kapının önüne hazırlanan eşyalar bir bir eşşek ve beygir’e yüklenirken dolacak su kapları (Bidon, ırgat ve senek) yüklerin en üstüne asıldı, Goca pınarın önünden geçerken boş kaplar dolduruldu, eşyaların büyük bir kısmı akşamdan bozgeriye bırakıldığı için yüklü olan beygir ve eşşeğin üstüne binilebilir,çünkü bozgeri baya uzak,şimdiki gibi toz duman olmaz (Traktör olmadığı için)herkes yola koyulmuş sergi sereceği bağın yolunu tutmuştur.Öyle oldu biz de bağa vardık eşyaları indirdik, anam hemen taşlardan bir ocak yaptı çorbayaaı apişirmeye başladı bile. Babam Hançalar düzünden gelen batırma sularını lanca ya boşalttı,belli bir derceye gelinceye kadar, potasa ve zeytin yağı ilava ederek,su tuttu, batırma suyunu hazırladı,üzüm yolucular, eynele durmuşlar bile, ağabeyim eşşeği keletere goşmuş, keleter çekmeye başlamış, babam çuvaldan yapılmış peştamalını kuşanmış,üzüm batırmaya başladı ,anam hem yemek pişiriyor,hem de cevizin dibinde tırmık ile yemek yenecek yeri hazırlıyor. Anam ağabeyime bağırıyor,hadiiii yemekler pişti soğumadan gelin diye,biraz sonra millet toplanır.Cevizin dibine babam da sergi leğenine iki keleter daha boşaltır, süzülsün diye o iki keleteri de batırır gelir cevizin dibine.inan o çorba ve bulgur pilavının yanında çakıllar’ın acı biberini yemek insana ömür verir tadı hala damağımda yemeğin üstüne aliminyum tastan bir tas su içtinmi yediğinin yarısı et olur.
Genel olarak sergiye gelince bağın sergisi bititrilir,biraz geçte olsa bittikten sonra apar topar akşam yemeği yenir,dünkü eşya toplama işi tekrar edilir, ne zamana kadar, sergiler bitene kadar, eşya götürülecek bağ kalmadığı zaman sergi de biter, üzüm kuruduktan sonra toplamak pek sorun olmuyor, naylon çuval veya çarşafın üzerinden kürüyerek alabiliyorsun, benim çocukluğum da üzüm toprağa serililrdi ,toplamak o kadar zahmetli olurdu ki o tane toplamak varya adama gına gelirdi.Neferne sermek de çok zor olmazdı, çünkü az olduğu için usanmadan iş biterdi, hatta biz neferneleri bir yerde topladık, nasıl olsa bir iki kere yağmur yerdi, su vermesi kolay olurdu.Neferneler çok ıslanırsa tüccar almazdı bizde kestane ile değişirdik öyle değerlendirirdik,Bir zamanlar köyde kestane kaynatıp tenekede sıcacık kuru üzüme değiştirirlerdi o da güzel olurdu,(İki üzüme bir kestane)

Ben portakalın tane ile satıldığı zamanı da biliyorum,bir ya da iki portakal ile hasta ziyaretine gidildiğini kaç kişi hatırlıyor.? Ibırış’a iki cep üzüm götürürdük o da bize halkalı şeker verirdi .Küpün altından delip üzümünü satarak sinema ya giden insan bile bilirim, bir filmi 4 gün üst üste seyereder-

Sen tabi küp de üzüm bırakmazsın,ıbırış’a cep cep satarsın.Siz hiç Çalı pilidinin arkasına kibrit takarak kirlengiç gibi çevirdinizmi ? (zini de ) Siz hiç çitlik ağacımdan toma yaptınızmı ? Çarşaf ipliğine sararak döndürdünüzmü ) Nazarlık olarak çitlikten muska yaptınınızmı ?

DARI Sapından ŞAPILDAK YAPARAK Şapıldattınız mı ?Eski sergilerden eser kalmadı insanlar traktörsüz sergiye gitmez,hava kararmadan evde olması lazım.Her şey modernleşti.

Sevgili köylülerim, bir sergi hatırası yazımla eskilere bir dönüp bakarsan çoğunuz bu meşaggatli günleri mutlaka yaşamışsınızdır,bende o günleri sizlere hatırlatmak adına yazdım.Umarım okurken birazcık gülümseseniz bile

Mutlu olurum. Hoşca Kalın sağlıklı kalın, kendinize iyi bakın.

SAYGILARIMLA, Arif Ekici , K Ü T A H Y A


07.10.2009, KÜTAHYA

H a r m a n

1955 - 1957 YILLARINDAN BİRİNDEYDİ AMA TAM HATIRLIYAMIYORUM, HARMAN ZAMANI GELMİŞTİ, AYLARDAN TEMMUZ AYI, AİLECEK HARMANA GİDECEĞİZ, BABAM, ANNEM İKİ AĞABEYİM , ABLAM VE BEN. BİR ÇİFT ÖKÜZ VAR, BİR KATIR VE BİR ADET DE EŞEĞİMİZ VAR. HACONUZ ÇEŞMESİNİN ALTINDAKİ TARLA BİZİM, HATTA TARLANIN ALTINDAKİ DÖŞŞEK (5 Dönüm tarla) TARLA DA BİZİM, İKİSİNE DE BUĞDAY EKİLMİŞ , EKİNLER OLMUŞ BİÇME ZAMANI GELMİŞTİ. BABAM VE ANAM MUTAD HAZIRLIKLARI YAPMIŞLAR, GİDECEĞİZ .ORADA 10 - 15 GÜN KALARAK HARMANI KALDIRIP GELECEĞİZ, ( Harman şimdiki gibi 2-3 günde bitmez bir tarlada en az 10 –15 gün kalırsın) ONA GÖRE EVDEN YİYECEK VE MUTFAK EŞYALARI İKİ HEYBEYE VE TORBALARA DOLDURULMUŞTU.İKİ SENEK BİR IRGAT, BİR KIRMIZI BODUÇ, 2-3 TANE ALİMİNYUM TAS.( KÜÇÜK TÜP ÇAYDANLIK , ÇAY BARDAĞI V.S DERDİ YOKTU , ÇÜNKÜ O ZAMAN KARA ÇAY YOKTU, ÇİÇEK OLARAK BİLDİĞİMİZ ILGAZIDAN TOPLANAN OT ÇAYI VARDI.(Kimse uğraşmaş ve yoluğunu da hissetmez.)ONU DA ORAYA GÖTÜREMEZSİN. O zamanlar tiryaki olup da bağa tarlaya götüren birini bilirim TOPAL HALİL AMCA (Naci ve Norinin babaları) KAHVALTILARDA YA BULGUR PİLAVI YA DA TARHANA ÇORBASI OLUR, İÇİNDE BİRKAÇ TANE KURU BİBER OLUR O DA YEMEĞE LEZZET VERİR. DOMATES PATLICAN BİBER ZAMANI OLDUĞU İÇİN KAVAK DERESİNDE YETİŞTİRDİĞİMİZ SEBZELERDEN (DOMATES,PATLICAN,BİBER,PIRASA TURP SOĞAN GİBİ ŞEYLERE PARA VERMEYİZ BOLCA TOPLAYIP GÖTÜRÜP YERİZ.ERTESİ GÜN SABAH SERİNLİĞİNDE EŞYALARI ÇIKARDIKEŞEK İLE KATIRA SARACAĞIZ. HANAY ALTININ BİR KENARINA DA DÜVEN, HARAR VE ÇUVALLARI AYIRMIŞLAR, DÜVEN SÜRME İŞİ BAŞLIYACAĞI ZAMAN AĞABEYİM KATIRA ASIP GELECEK HEM DE UFAK TEFEK UNUTULANLAR VARSA GETİRECEK. KÜÇÜK AĞABEYİM DAMDAN ÖKÜZLERİ ÇIKARDI, BEN YAVAŞ YAVAŞ GİDEYİM SİZ GELİRSİNİZ DEDİ. BİZDE EŞEK İLE KATIRA PIRTILARI ASMAYA BAŞLADIK. TOPLANDIK YOLA ÇIKTIK TARLA UZAK (Kızılbük deresinin üstünde)HACONUZ ÇEŞMESİNİN ALTINDA YAYA EN AZ 1,5 - 2 SAATTEN AŞAĞI VARAMAZSIN. VELHASIL İKİNDİ SULARINDA TARLAYA İNDİK AĞABEYİMDE ÖKÜZLERLE GELMİŞ YOL KENARINDA HAYVANLAR OTLAMAYA BAŞLAMIŞ BİLE. EŞYALARI DAMIN ÖNÜNE İNDİRDİK,ANNEM İLE ABLAM DAMIN İÇİNİ ÇALI SÜPÜRGESİ İLE GÜZELCE SÜPÜRMEYE BAŞLADILAR, BABAM TARLANIN KENARINDAN TARLAYI BİR KEŞFETTİ, ÇOCUKLAR EN AZ ONBİR GÜNLÜK İŞİMİZ VAR TARLA PEK OTLANMAMIŞ, TEK TÜK ACIMIKLAR VAR AMA ÖNEMLİ DEĞİL DEDİ.YOLDA ÇEŞMEDE SENEKLERLE IRGAT İNDİRİLMİŞTİ AĞABEYİM DOLDURMUŞ, ARİİİİİİİF EŞŞEĞİ AL GELDE SULARI GÖTÜRELİM DİYE BAĞIRDI ,BENDE EŞŞEĞİ GÖTÜRDÜM. BABAM OCAKTA HEM SACAYI İÇİN YER, HEM DE TAŞLARDAN OCAK YAPIVERİYORDU ANNEME. ÇÜNKÜ AKŞAM YAKINDI, YEMEK YAPACAKTI YEMEK YENECEKTİ, BABAM BİZLERE DAMIN ÜSTÜNDEKİ BÖLÜKTEN Tarladan) EKİN YOLMAYA BAŞLAYIN DİYE SESLENDİ. ANAM ZATEN ÇOCUKLAR YORULDU GELDİ BUGÜN EKİN YOLMAK FALAN YOK DEDİ.ANAM AĞABEYLERİME SESLENEREK, HADİ AŞAĞIDAKİ TARLAYA GİDİNDE ARMUT TOPLAYIP GELİN DEDİ, ONLARIN CANINA MİNNET HEMEN İKİ TORBA ALARAK GİTTİLER. BANA DA SENDE GİT ÇAMLIKTAN ODUN TOPLA DA YEMEĞİN ALTINDA YAKALIM DEDİ. BENDE GİTTİM ODUNLARI BİR YERE TOPLADIM GUCAK GUCAK DÖRT KERE GİDEREK DAMIN ÖNÜNE ODUNLARI YIĞDIM. BABAM BOŞ DURMUYOR DAMIN ÜSTÜNDEKİ TARLADA BİR AHLAT AĞACI VARKİ OLDUKÇA BÜYÜK, ONUN DİBİNDEKİ EKİNLERİ EL ORAĞI İLE TOPLUYOR. GECE ÖKÜZLERİ O AĞACIN DİBİNE BAĞLAMAK İÇİN;. TARLAMIZIN BİTİŞİĞİNDEKİ TARLANIN(Teyzemlerin EKİNLERİ YOLUNMUŞ; EŞEK İLE KATIRI DA ZİKKE İLE AYRIK KÜMELERİNİN ÇOK OLDUĞU ALANA ÇAKIVERMİŞ, HAYVANLARDA GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE. OLMALARI TABİKİ İYİ OLUR.

YEMEKLER PİŞMİŞ ACILI TARHANA ÇORBASI, PIRASA YEMEĞİ VAR ALİMİNYUM TASA PEKMEZ DOLDURULMUŞ, BEZ KESEDE KURU PEYNİR, BABAM TURP SOYMAYA BAŞLAMIŞ BİLE ABLAM BİR TABAĞIN İÇİNE YIKANMIŞ YEŞİL BİBERLERİ KOYARAK GETİDİ. İKİ AĞABEYİM OMUZLARINDA DOLU ARMUT TOBALIYLA BİRLİKTE GELDİLER, ANAM “VAR MI DAHA?” DİYE SORDU, AĞABEYİM ESPRİ YAPARAK GÜNDE BİR TORBA YEMEK ŞARTIYLA SEKİZBUÇUK GÜN YETER DİYE CEVAP VERDİ. O YORGUNLUKTA NASIL YEMEK YENİLECEĞİNİ İZAH ETMEYE GEREK YOK YUFKADAN KÜREK YAPIP ÇORBAYA DALDIRDIN MI PEK GÜZEL OLUR.YEMEĞE SANKİ HEPİMİZ SALDIRDIK ÜSTÜNEDE PEKMEZ İLE KURU PEYNİRİ YEDİNMİ , KIRMIZI TOPRAK BODUÇTAN BİR TAS SU İÇMENİZ GEREKİR.. BİR FİNCAN TÜRK KAHVESİ İLE BİR BARDAK ÇAYIN YERİ AYRI FAKAT NERDEEEKAHVALTIDA ÇAY OLMADIĞI GİBİ KAHVE HİÇ OLMAZ, BEN EVİMİZDE FİNCANIMIZIN OLDUĞUNU TAM HATIRLAMIYORUM. ZARRAFIN KAHVE DE GILIÇ BEY , (Öğretmen) SAPI KIRIK FİNCANDAN KAHVE İÇTİĞİNİ GÖRDÜM.EVLERİN ÇOĞUNDA KAHVE FİNCANI FİLA OLDUĞUNU SANMIYORUM.

TARLAMIZIN BAŞINDA TAŞ DUVARDAN YAPILMIŞ BİR DAMIMIZ VAR.İÇİNDE OCAK VAR, ( ÜSTÜ GARA ÖRTÜ SUYU GEÇİRMEYEN GEREN TOPRAĞI DÖKÜLMÜŞ, HARMANDA DAMIN ÜSTÜNE KİLİM ÇUL ÇUVAL ,SERİLEREK ÜSTÜNE YATAK SERİLEREK YATILIR. ZATEN SABAH ERKEN EKİN YOLMAYA KALKILACAĞI İÇİN GÜNEŞTEN KİMSE ZARAR GÖRMEZ BÜYÜKLERİM, BİRAZ BANA TOLERANS GÖSTERİRLER, EN KÜÇÜK BEN OLDUĞUM İÇİN BENİM ÜSTÜME GÜNEŞ DOĞAR. BENDE YATAKTAN KALTIKTAN SONRA YATAK TOPLANIR KALIN BİR ÖRTÜ İLE SIKICA ÖRTÜLÜR İÇİNE BÖCE BÖRTÜ GİRMESİN DİYE DİKKAT EDİLİR.

YEMEKLER ORADA(Damın içindeki ocakta) YAPILIR. ÇEŞMEYE DE YAKINIZ. TARLAMIZIN ÜSTÜNDE HACONUZ ÇEŞMESİ VAR BİRAZ AZ AKAR AMA BEN BAŞINDA BEKLİYEREK SENEKLERİ VE IRGATI DOLDURURUM, ÖKÜZLERİ DE AHIRDAN SULARIM,ÖĞLEYİN ŞABANLARIN ORADA BULUNAN ÇİTLİK AĞACININ DİBİNE BIRAKIRIM ORADA DİNLENİR VE YATARLAR.HER SENE AYNI ŞEYLERİ YAPTIĞIMIZ İÇİN BUGÜNKÜ GİBİ HATIRLIYORUM.

ŞABANLAR BİRAZ İLERDE TARLA KOMŞUMUZ, (şaban fati dayı gil) ONLARIN DA TARLANIN BAŞINDA DAMLARI VAR DÜVEN SÜRMEK İÇİN HARMAN YERLERİ VAR.
ONLARDA EN KISA ZAMANDA GELEBİLİRLER. OĞLANLARIN HÜSEYİN MURAT VE KEMAL DİYE ÜÇ OĞLU VAR, MURAT BENİM ARKADAŞ; KIZLARI VAR ABLAMIN ARKADAŞI. HAYVANLARIN SON KONTROLLERİ YAPILDIKTAN SONRA DAMIN ÜZERİNDE UYUYACAĞIZ, DAHA İLK GECEMİZ, YATTIĞINDA YILDIZLARI GÖRÜYORSUN, KÜÇÜK YILDIZLARDAN OLUŞAN (SAMANYOLU) DA SANKİ BİZİM TAM ÜSTÜMÜZDE, SIVIK ÇALI KÜMELERİNİN İÇİNE GİZLENMİŞ (cırcır)ÇEKİRGELERİN ÖTMELERİ ÖNCELERİ KULAĞA GÜZEL GELİYOR. HİÇ DURMAKSIZIN (REKLAM ARASI BİLE VERMEDEN) ÖTMELERİ SIKICI OLUYOR.(Hiç yorulmuyorlar)


GÖZLERİMİ AÇTIĞIMDA GÜNEŞ TAM ÜSTÜME GELMİŞTİ, HAVA SICAKTI, BİZİMKİLER EKİN YOLMAYA BAŞLAMIŞLAR BİR İKİ EYNEL ÇIKMIŞLAR BİLE; EKİNİ EL ORAĞI İLE YOLUYORUZ, TARLALAR TAŞLIK OLDUĞU İÇİN KOSA VE TIRPAN ÇALIŞMAZ, HARMANDA ÇOK KALMAMIZIN NEDENİ DE BU. BÜTÜN TARLALARIMIZ TAŞLI OLDUĞU İÇİN EL ORAĞINA MECBUR KALIYORUZ. İŞ KENDİNİN OLDUĞU İÇİN FAZLA DİNLENME (mola)VERİLMEZ, BEN ARADA SIRA DA KIRMIZI BODUÇTAN SOĞUK SU DAĞITIRIM ,ÖKÜZLERİ KONTROL EDERİM, EŞEK İLE KATIRI AYRIĞI BOL OLAN YERLERE DEĞİŞTİRİRİM, BU İŞLERİ YAPARKEN DE YAVAŞTAN ALDIMMI EYNELDE PEK KALMAM . KAYATARMIŞ OLURUM. BAZEN AĞABEYİM ÇAĞIRIR TAMDA DİBİNE EYNELE KOYAR YANIMDAN AYRILMAYACAKSIN DİYE TEHDİT EDER. BİRAZ SONRA SU TÜKENDİ BEN IRGATI DOLDURUP GELEYİM SUYUMUZ YEMEKTE YETMEZ DİYEREK KAYTARMANIN YOLLARINI ARARIM.

SABAHIN ERKEN SAATİNDE(serinlikte)BAŞLIYAN EKİN YOLMA İŞİ ÇOK KISA ARALIKLARDA DİNLENİLEREK DEVAM ETMEKTEDİR. KISA DİNLENME ARALIKLARINDA ARMUT KAVUN KARPUZ VE YENİ ERMEYE BAŞLAMIŞ ALACA(ÜZÜM) YENİLİR. BEN ÇALIŞIYOR GÖRÜNMEK İÇİN, EKİN YOLUCULARIN YAPTIKLARI DESTELERİ MUNTAZAM BİR SIRAYA KOYARAK YAĞMURDA ZARAR GÖRMEYECEK YERLERE H E L K YAPAR, RÜZGARDA UÇUŞMAMALARI İÇİN BULABİLDİĞİM TAŞLARI HELK’İN ÜSTÜNE SIRALARIM.

ÜÇ GÜN OLDU GELELİ EPEYE İŞ YAPILDI HATTA BİR ARA BABAM BİZ BU İŞİ 9 VEYA 10 GÜNDE BİTİRECEĞE BENZİYORUZ DEDİ. ÖĞLE YEMEĞİNİ YEDİK YİNE EYNELE DURDUK EKİN YOLMAYA BAŞLAMIŞTIK Kİ, YUKARIDA YOLDA GELENLERİN OLDUĞU BELLİ OLDU GELENLER KALABALIK, BABAM TAŞLI YOLDA HAYVANLARIN AYAK GÜRÜLTÜSÜNDENGELENLER HERHALDE ŞABAN FATİ GİL DEDİ. GELENLER ÇEŞMENİN YANINA KADAR GELMİŞLERDİ, ONLAR OLDUĞU ANLAŞILDI, BİR ÇİFT ÖKÜZ, BİRKAÇ TANE KARAKEÇİ, İKİ EŞEK BAYAĞI GÜRÜLTÜLÜ PATIRTILI GELİYORLARDI.

BENİM ARKADAŞ MURAT TARLANIN BAŞINA UĞRAMADAN BANA UĞRADI , ARTIK BUNDAN SONRA ÖKÜZ GÜDERKEN SU DOLDURURKEN ARMUT TOPLARKEN BERABER OLURUZ DİYE SEVİNÇLİYDİK. GEL GİT AYAK İŞLERİNDE AİLEMİZE YARDIMCI OLDUKTAN SONRAKİ ZAMANLARDA MURAT İLE BERABER SAPANLA KUŞ VURURDUK ÖKÜZLERİ GÜDERİZ V.S.

BİZ ÜST TARAFTAKİ TARLANIN YOLMA İŞLEMİNİ BİTİRMEK ÜZEREYİZ, BABAM DEDİKİ, BÜYÜK AĞABEYİME .. SEN KÖYE GİT DÜVEN VE HARMAN MALZEMELERİNİ ALGELDE BİZİM EKİN BİR HARMANDA OLMAZ İKİ SEFER DÜVEN SÜRERİZ DEDİ. AĞABEYİM AKŞAMÜZERİ KÖYE GİTTİ GECE EVDE KALACAK YARIN MALZEMELERİ KATIRA SARIP GELECEK. BİZDE BU AKŞAMÜZERİ HAVA SERİNLEYİNCE HARMAN YERİNİ DÜZELTİP, TAŞLARINI ATALIM, KÖSTEBEK EVLERİNİ DÜZELTELİM , BÜYÜK KURUMUŞ OTLARI DESTERE İLE DİBİNDEN KESELİM DEDİ. BİZ ABLAMLA HEM KAYTARMAK BABINDA HARMAN YERİNE GİDELİM OTLARI KESELİM, HARMAN YERİNİ DÜZELTELİM DEDİM, İKİ SAAT OLMADAN BİZ O İŞİ YAPTIK, ANNEM VE BABAMLAR SERİNLİKTE YOLMAYA DEVAM EDİYORLAR. ARA VERMEDEN YOLUNMUŞ OLUP DESTE YAPILAN EKİNLERİ TOPLAYARAK İKİ TANE DAHA HELK YAPTIK. GÜNLER BÖYLE DEVAM EDİYOR. İKİ GÜN SONRA YUKARIDAKİ TARLA TAMAMEN BİTECEK, EKİN SAPLARINI HARMAN YERİNE TAŞIYARAK BİR HARMAN YAPACAĞIZ, HEPSİ ÇOK OLACAĞI İÇİN BİRAZ BIRAKIP AŞAĞIDAKİ RARLANIN EKİNİ İLE BİRLEŞTİREREK BİR HARMAN DAHA YAPACAĞIZ.

ERTESİ GÜN ÖĞLEYE DOĞRU, AĞABEYİM KÖYDEN GELDİ EŞYALARI GETİDİ. DÜVENİ HEMEN HARMAN YERİNE İNDİRDİK,ÇUL ÇUVAL VE HARARI DA DAMA GETİRDİK. YUKARIDAKİ TARLADAN ANCAK BİR GÜNDE BİTECEK KADAR EKİN KALDI BİR TARAFTAN HARMAN YERİNE BİR HARMANLIK EKİN GÖTÜRELİM BİR TARAFTANDA EKİN YOLUNSUN AĞABEYİMLE BEN DESTE ÇEKMEYE BAŞLADIK 10 YÜK KADAR OLUNCA BABAM HARMAN YERİNE GELEREK EKİNLERİ DÜVEN SÜRÜLECEK HALE GETİRMEK İÇİN YABA İLE YAYARAK DÜZELTTİ. ERTESİ GÜNÜ AKŞAM OLMADAN DA YUKARIDAKİ TARLANIN YOLMA İŞİ BİTTİ HATTA BİRAZ ERKEN BİTTİDE ANAM ÇOCUKLAR BUGÜN AŞAĞI TARLAYA İNMEYİZ DİNLENİN DEDİ. BABAM DA HARMAN YERİNDE SON RÜTUŞLARI YAPTI, İKİ YÜK DAHA DESTE GETİDİK TAMAMLADIK.ORTA HALLİ 5 HELK KALDI AŞAĞIDAKİ TARLANIN EKİNİ İLE BİRLEŞTİRİLİLP BİR DÜVEN DAHA SÜRÜLECEK.

ERTESİ GÜNÜ BABAM VE AĞABEYİM ÖKÜZLERİ ALARAK HARMAN YERİNE GİTTİLER. BİZLERDE SADECE İÇME SUYU ALARAK AŞAĞI TARLARAYA GİTMEYE HAZIRLANIYORUZ, YEMEK DAMDA YAPILACAK VE DAMDA YENİLECEK AKŞAMLARI DAMIN ÜSTÜNDE YATILACAK.NEYSE İÇME SULARINI ALARAK AŞAĞI TARLAYA İNDİK ARMUT AĞACININ DİBİNE EŞYALARI KOYDUK.AĞABEYLERİMİN GÖK DİYE TOPLAMADIKLARI ARMUTLARDA SULANMIŞ, BİRKAÇ TANE TOPLADIM VE DAĞITTIM. YIKAMADAN MİDELERE İNDİRDİK, ORASI O KADAR UZAKKİ, MİKROPLAR GİDEMEZ DİYE YIKAMADAN YEDİK. AĞABEYİM ÜZÜLMEYİN İLERDEKİ İKİ AĞACA HİÇ DOKUNAMAZ. BURANIN EKİNİ BİTİNCEYE KADAR ARMUTLAR BİZE YETER DEDİ. İNANIN GÜN GEÇTİKÇE GÜNLER UZAYOR,

SICAKLAR ARTIYOR, EKİN YOLMA İŞİ DE ZORLAŞIYOR. DAHA HARMANDAKİ EKİN EN AZ 4 VEYA 5 GÜNDE ERİYEREK SAMANA DÖNER. VAY O SICAKTA ÖKÜZLERİN HALİNE. GÜNLERİMİZ BİRBİRİNDEN PEK FARKLI GEÇMİYOR, EKİN YOL, DESTE YAP , H E L K YAP, HARMANA GÖTÜR V.S. İŞLER DEVAM EDİYOR.

ÖKÜZLER HARMANA KOŞULUNCA BENİM KAYTARMA İŞİ DE BİRAZ ZORLAŞTI, ÖKÜZ GÜDÜYORUM YAKITMAYA GİDİYORUM DERKEN GÜNÜ YARISINI KAYTARIYORDUM, BİZLER YİNE OTURMAYA FIRSAT BULUYORDUK, ANAM BİZ TAM OTURURKEN YEMEK İŞLERİYLE UĞRAŞTIĞI İÇİN EN ÇOK O YORULUYOR. AŞAĞIDAKİ TARLA DAKİ EKİN YOLMA İŞİ DEVAM EDİYORKEN. BABAM BİR GÜN ÖNCE, DÜVEN İYİCE BİR ISLATTI, ÇIKAN ÇAKMAK TAŞLARININ YERİNE YENİLERİNİ ÇAKARAK DÜVEN YENİLENDİ.

HARMAN İÇİN ÇOK ÖNEMLİ İMİŞ. DÜVENE ÖKÜZLERİ KOŞTULAR BAŞLADILAR HARMANIN ÜSTÜNDE DOLAŞMAYA EKİNLE BİRAZ YASLANINCAYA KADAR HARMANIN ÜSTÜNDE GEZİNMEK

OLDUKÇA ZOR OLUR. EKİN YASLANDIKTAN SONRA DÜVENİN ÜSTÜNE (Çatal odundan yapılan düven eşeği ile boksalık konulur).

Düven eşeğinin üzerine binersin ) BAŞLARSIN DÜVENİN ÜZERİNDE DOLAŞMAYA, ELİNDE EFENDERE OLUR , UCUNDA MIDIL(ÇİVİ ) VARDIR, HARMANI TERKEDEN ÖKÜZE DÜRTTÜĞÜN ZAMAN ÖKÜZ HARMANIN İÇİNE GİRER. ZAMAN ZAMAN HARMANI YABALARLA AKTARMA YAPARSIN ERİMEYEN SAPLARI HARMANIN ALTINDAN ALIP HARMANIN ÜSTÜNE ÇIKARARAK DÜVEN SÜRMEYE DEVAM EDERSİN. BUĞDAY BAŞAKLARININ ERİDİĞİNE KANAAT GETİDİĞİNDE SAPIN SAMAN OLDUĞUNU GÖRDÜĞÜNDE HARMANI TOPLAYIP (T ı n a z ) YAPARSIN TINAZIN ŞEKLİNİ RÜZGARIN EN ÇOK ESTİĞİ YÖNE DOĞRU YAPARSIN Kİ HARMAN SAVURURKEN SIKINTI OLMASIN DİYE.

EKİN İLE SAMANI BİRBİRİNDEN AYIRMAK RÜZGAR GÜZEL ESERSE BİR GÜNDE OLUR, RÜZGAR ESMEZSE ALLAH SABIR VERSİN İKİ KÜREK ATMADAN RÜZGAR KESİLİR.SAVURMA İŞİ DE BİTTİKTEN SONRA SAMANLARI HARARA, EKİNLERİ DE ÇUVALA DOLDURARAK DENK YAPARSIN. İKİ HAYVANLA BİR TARAFTAN DA SAMAN VE EKİNLERİ KÖYE TAŞIRSIN. AŞAĞI TARLADAKİ EKİN YOLMA İŞ ÇABUK BİTSİN DİYE BENİ DÜVENDE YALNIZ BIRAKIP EKİN YOLMAYA GİDERLER. BENDE FIRSAT BULDUKÇA ÖKÜZLERİ DÜVENDE DİNLENDİREREK BOLCA EKİN YEMELERİNİ SAĞLARIM, ZAVALLILAR ÖĞLEYİN ÇEŞMEDEN BİR SEFER SU İÇMEYE GİDİYORLAR, ONDAN SONRA AKŞAMA KADAR DÜVENİ DOLAŞTIRIYORLAR. 14 GÜN OLDU BURAYA GELEİ DAHA EN AZ 5 GÜN DAHA BURADAYIZ.KÖYE EKİN VEYA SAMAN TAŞIMAYA ÇOĞU ZAMAN BEN GİDERİM EŞEĞE EKİN KATIRA DA SAMAN YÜKÜ SARIVERİRLER BEN ONU KÖYE GÖTÜRÜRÜM KAHVENİN ÖNÜNDEN GEÇERKEN BİRİNE RİCA EDERİM (Yükü beraber indirelim diye) YÜK İNDİRMEYE YARDIM EDER. BEN TEK BAŞIMA YÜK İNDİREMİYORUM. ÇOĞU ZAMAN DA ŞABAN MURAT İLE BERABER GETİRİRİZ KÖYE SAMAN VE EKİNİ İKİ KİŞİ OLUNCA DAHA RAHAT OLUR (Can yoldaş) KORKMADAN GİDİP GELİRDİK.

BU SAMAN VE EKİN TAŞIMALARINDA EYİRLE YOKUŞU BAŞIMIZIN BELASI, HEM ÇOK İNİŞ HEMDE ÇOK YOKUŞ YOLUN BAZI YERLERİ DAR, SAMAN YÜKÜ BAZEN KAYALARA DEYEBİLİYOR. SAMAN YÜKLÜ EŞEKLERİ DEVİREN ÇOK OLUYOR AMA BEN ÇOK ŞÜKÜR O KABUSU YAŞAMADIM HAYVAN DEVRİLSE KALDIRAMAM, YÜKÜ İNDİREMEM YOL ÇOK BAYIR HAYVAN ÇAY’A UÇABİLİR. O ZAMANLAR YOLLARDA MUSLUK VE ÇEŞMELER VARDI, YOLCULAR SUSADIĞI ZAMAN TOPRAK KÜPLERDEN TAS İLE SU İÇEBİLİRLER. ŞİMDİ ÇEŞMELER KURUDU, MUSLUKLAR YIKILDI (musluktaki toprak küplere taşıma içme suyu koyarlardı) **** ÜMMÜ PINARI, CAMALİNİN MUSLUK, GURU PINAR, GARGA,ÇİNTİ, HACONUZ ÇEŞMESİ, GARACİN PINARI. AVDAN, ASAR ÇEŞMESİ, DAŞLICADAKİ MUSLUK. V.B.

SAMAN ÇEKERKEN SUSADIĞIN ZAMAN KISA ARALIKLARLA SU İÇEBİLECEĞİN YERLER OLURDU. ŞİMDİ HARMAN KALMADI Kİ, VELEVKİ OLSA BİLE, PATOS MAKİNALARI, DAHA GELİŞMİŞ SAMANI EKİNİ AYIRAN DÖVER BİÇER MAKİNALARI VAR. EYİRLE YOKUŞU OLDUKÇA DÜZELDİ. GENİŞLEDİ DÜVENLER KALMADI, ÖKÜZLERİ YEMEYE BAŞLADIK.EŞEKTEN KATIRDAN SUCUK YAPIYORLAR. HER TARAFA PİKAP MOTOR TAKSİ VE TRAKTÖRLE EN KISA SÜREDE GİDİLEBİLİYOR.

ATALARIMIZ BU ZOR ŞARTLARDA BİLE ÇALIŞARAK EVE EKMEK GETİRİP MUHTAÇ OLMAMIŞLAR. DÖVER BİÇERİN (3) SAATTE YAPTI İŞİ BİZ AİLECEK ONSEKİZ GÜNDE YAPTIK EZİYETİ CABA. BEN BU HATIRAMI BİZDEN SONRA GELENLERE (nesillere) BİR NOSTALJİ BİR ESTANTENE OLARAK KALSIN ve GÜLÜMSESİNLER DİYE KALEME ALDIM ..İNŞALLAH SIKILMAMIŞSINIZDIR.

ŞİMDİ BENİM HARMAN İÇİN 18 GÜN KALDIĞIM YERİ ANCAK BALIK TUTMAYA GİDENLER GÖRÜYOR. EKİLİP BİÇİLMEDİĞİNDEN DAĞ OLMUŞ. BARAJIN ŞİŞKİNLİĞİDE OLDUĞUNDAN İMAR EDİLMESİ SAKINCALI ALAN OLMUŞ. BİZİM ZAMANIMIZDA ÖTEN GECE VE GÜNDÜZ CIRCIRLARI, ÇEŞMENİN AHIRINDA ÖTEN KURBAĞALAR, PALAZLARINI OTLATMAYA ÇIKARAN KEKLİKLER VARMI ACABA........?

AKLIMA GELMİŞKEN YAZAYIM DEDİM, BİZ HARMANDA İKEN ENAZ 30 - 40 EŞEK İLE DERDE DEVA İÇİN GÜLLÜ HAMAMLARINA GİDEN ZEYVELİLERİ SIK SIK GÖRÜRDÜM. BİZİM TARLANIN KENARINDANGEÇERLER. AŞAĞIDA GIZILBÜK KÖPRÜSÜNDEN ÖTE YAKAYA GEÇEREK

GÜNEY İLÇESİNİN BİR KÖYÜ OLAN GÜLLÜ HAMAMLARINA GİDERLER,BİR HAFTA ON GÜN KALDIKTAN SORA AYNI GÜZERGAHTAN DÖNERLER. BİZ BAZEN HAMA GİDEN (konvoy halinde 25 veya 30 eşekli ) EKİBİN DÖNÜŞÜNE KADAR HATTA DAHA FAZLA TARLADA KALABİLİRİZ. ÖTE YAKANIN ODUNU MEŞHURDU, ÇOK KIYMETLİ İDİ. GÜZEL YANARDI, BİZ TARLADA İKEN HERGÜN BİRKAÇ KİŞİ ÖTE YAKADAN ODUN İLE GELİRDİ. HAYLİ UZAK O KADAR YÜK İLE KÖYE KADAR ODUN GETİRMEK KOLAY OLMASA GEREK.

BUNLARDA GEÇMİŞE AİT BİR HATIRA OLARAK GÖZÜMÜN ÖNÜNDEN GEÇTİ.(Küçük anı olarak yazdım.) İKİ SEFERDE SÜRDÜĞÜMÜZ HARMANIN EKİN VE SAMANLARINI KÖYE TAŞIDIK. SON OLARAK ANAM BADASI TOPLA ÇELMİKLERİ DE BİR ÇUVALA DOLDUR ONU TAVUKLARA VERELİM DEDİ . BÖYLECE BU SENENİN HACONUZ HARMANI DA BURADA DÜĞÜMLENMİŞ OLDU. ŞABAN MURATLARIN HARMANIN BİTMESİNE DAHA BİRHAYLİ VAR. BENDEN SİZLERE DİLİMİN DÖNDÜĞÜ KADAR AKTARKAMAYA ÇALIŞTIM HATIRAMIN SONUNA GELDİM.


ARİF EKİCİ , EMEKLİ,( ORTAKÖYLÜ HACİLLEZ ARİF )

K ü t a h y a

BEN DE ORTAKÖYLÜYÜM 

NAMAZ’I KURAN’I ORUC’U RAMAZAN’I AKTÜLÜ’DEN OKUDUK,

DAMÜSTÜNDE OTURMAYA, KİLİM ÇUL VE ÇUVAL DOKUDUK,

ELEKTRİK YOK, SOBA YOK, ISINIRDIK HEP OCAK BAŞINDA,

ETRAFINI ZOR AYDINLATAN ,BİR GANDİLİMİZ VARDI TAHTA GAŞINDA.

 

ASARDA, GALEDE, GÜDERDİK,GİRİT GEÇİSİNİ GOYUNU,

ÇAYDAN YADA ÇEŞMELERDEN İÇİRİRDİK ÖĞLE SUYUNU,

KISKANÇLIK,HASETLİK YOKTU,ARKADAN KAZMAZDI KUYUNU,

ADIM ADIM ÖĞRENDİK, DAĞLARDAKİ KEÇİLERİN YOLUNU.

 

KOMŞULARIMIZ, GÜCCÜK HALİL,GÜCCÜK SAYIT,SARAYLI MEMET,

EKİNLERİ BİÇERKEN, YAPARDIK, DESTE’DEN ÖNCE DEMET,

TADINA DOYULMAZDI HARMANDA, PİLAV İLE YOĞURT YEMEK,

BOŞ KALDIK MI TOPLANIRDIK,BELEDİYE KAHVESİ OLURDU DENEK.

 

YAZ GÜNÜ IRGATTAN,SENEK’TEN,ILIK ILIK SULARI İÇTİM,

HAFTALARCA HARMANDA, EL ORAĞI İLE EKİNLERİ BİÇTİM,

GURU PINARIN SUYUNU İÇTİM,İNAN DAVUL GİBİ ŞİŞTİM,

DÜVENİN ÜSTÜNDE DÖNERKEN,UYUKLADIM BAŞAŞAĞI DÜŞTÜM.

 

DÜĞÜNLER GÜZEL OLURDU,DÜĞÜN EVİNE DİKİLİR İLK GÜN DOLAK,

ÜMMECİ GELİRKEN,DÜĞÜN SAHİBİ KESERDİ BİR ADET OĞLAK,

BİLMECEDEN ODUN KESİLİR, YÜKLENİRDİ YİRMİ OTUZ EŞEĞE,

ENAZ ÜÇ TAVUK İLE UZUN ÖTEN BİR HOROZ KONUYORDU KEŞGEĞE.

 

GÜZEL OLAN GÜNLERDE GİDİLİRDİ,TARLALARA VEYA BAĞA,

YAMUR, ÇAMUR OLUNCA DA , ODUN YAPMAYA GİDERDİK DAĞA,

İLKBAHAR’DA HARİKA OLUR KÖYÜMÜZ,BAMBAŞKADIR DOĞA,

BİR İKİ TANE ANCAK OLURDU KÖYDE,DAMIZLIK BOĞA.

 

KURAKLIKTAN KURUDU,ÜMMÜ PINAR,GARGA VE GARACİN’İN SUYU,

BAHADINLAR KÖYÜ, CULFA’DAN GÖTÜRDÜ HEP İÇECEĞİ SUYU,

BİR ZAMANLAR ÇOK MEŞHURDU,GÜZELDİ,BULGURLU’NUN SUYU,

BEKLEMİYORDUNUZ DEĞİLMİ,BENDE BULUNAN BU ŞAİR’ANE HUYU.

 

AT KOŞUSUNA GELİRDİ, MEDELE, GÜLLÜ, UŞAK VE EŞME’DEN,

ATLARINI YAKITIRLARDI, DEVAMLI AKAN İKİ OLUKLU ÇEŞME’DEN,

BİR LOKMA EKMEK İÇİN KÖYLÜMÜZ, HERGÜN BAĞ BAHÇE İŞİNDE,

BİR YÜK ODUN İLE GELİRDİ, ERGEN NORİ HER DAĞA GİDİŞİNDE.

 

KAVUNU KARPUZU YEDİK,TAZE NOHUDU ATEŞTE ÜTTÜK,

GATIRLARI ATLARI ,GALE’DE,DOMAŞA’DA TABAKCI’DA GÜTTÜK,

OKUMAK İÇİN ÇAL’A AÇIK KAMYOLARIN SIRTINDA GİTTİK,

DÜVEN SÜRERKEN,HARMANDA EFEDEREYİ ÖKÜZLERE DÜRTTÜK

 

SARMA İÇİN KALİTEDİR,MARKADIR,ÇEKİDEKSİZ ÜZÜM YAPRAĞI,

YORULDU ARTIK,YADIMCI OLMUYOR,ALMAÇIBIĞIN TOPRAĞI,

İKİNCİ KIRKIMDAKİ KOYUN YÜNÜNÜN ADINA DENİRMİŞ YAPAĞI,

PEKMEZ GAZANI İLE TAVA’SININ NEDEN OLMUYOR ACABA KAPAĞI

 

BÜYÜK SÖZÜ DİNLE,OTURMA SAKIN,YAZIN YAŞ’A, KIŞIN TAŞ’A,

ECEL GELDİMİ GÖTÜRÜYOR,NE GENÇLİĞE BAKIYOR NE DE YAŞ’A,

GENÇLER, DÜĞÜNLERDE TOPLANIYORLARDI DAMÜSTÜNDLERİNDE GAŞA,

SİZ SİZ OLUN,SAKIN SU KATMAYIN PİŞMİŞ OLAN HER AŞ’A.

 

SUCUK DENİLİNCE AKILA,GELİYOR MEŞHUR SUCUK BEŞLER

NE KADAR TEŞEKKÜR ETSEK AZDIR SİZE,TÜRKER KARDEŞLER,

‘ORTAKÖYLÜ ‘OLMAK BİR AYRICALIK,NE MUTLU BİZLERE,

ALLAH SAĞLIK,MUTLU YAŞAM,BOL BOL PARA VERSİN SİZLERE.

 

OKULLAR OLMASA,KOLAYCA YÖNETİLİRMİŞ,TÜRKİYE’DE MAARİF,

KİMLER ANLAR ACABA? ‘GALA İLE GICIM’ I ‘ YAPSAN T A R İ F

YAZILACAK ÇOK AMA,NOKTAYI KOYDU ŞİMDİLİK HACIİLLEZ A R İ F .

ŞİİRİ YAZAN : ARİF EKİCİ
EMEKLİ MUHASEBECİ
KÜTAHYA

 

Kayınvalidem Cennet Köse'ye ithafen yazılmıştır...

CENNET KADIN

Cennet kadın Köse Süleyman karısı.
Cefa ile geçti ömrün yarısı.
Abdest, namaz, oruç kalan gerisi.
Cennet kadın cennetlik anacığım.

Cahil idi ağzı dua ederdi.
Durmaz hergün dergaha giderdi.
Oturup haline bin şükrederdi.
Cennet kadın cennetlik anacığım.

Hasta olmaz hiç doktora gitmedi.
Çalışır yorulmak nedir bilmezdi.
Halinden de hiç şikayet etmezdi.
Cennet kadın cennetlik anacığım.

Baba görmedi bir şehit kızıydı.
Şikayet etmez haline razıydı.
Ona göre Allah tan bir yazıydı
Cennet kadın cennetlik anacığım.

İyi yaşadı seksen dokuz oldu
Günlerden bir gün ani hasta oldu.
On iki gün deyince hemen öldü.
Cennet kadın cennetlik anacığım.

Makamı Cennet ruhu şad olsun.
Bütün haklarımızda helal olsun.
Herkeze onun gibi nasip olsun.
Cennet kadın cennetlik anacığım.

Arslan KURT
17.10.2005

 

KOCA SEYİT

Havran nahiyesi, Çamlık köyünden gitti askere;

Dokuz sene sonra nasip oldu ona tezkere.

 

Aç yattı, tok kalktı, koştu cepheye;

Minnettardır Türk milleti onun gibi askere.

 

Biricik yavrusu oldu, adını Ayşe verdiler;

Kör olsun yokluğun gözü, ona haber veremediler.

 

Arı Burnu’nun yolu dimdik yokuştur,

Babacığının öldüğü ona malum olmuştur.

 

Yüzbaşı Hilmi, Niğdeli Ali sağ kalmıştı tabyada,

On üç arkadaşı şehit olmuştu aynı bataryada.

 

Okudu öğrendiği duaların en alasını, en hasını;

Mermiyi sırtlarken duydu tüm kemiklerinin çatırtısını.

 

Zırhlı gemisi vurulmuştu tam ön kısmından,

Tanrıya şükürler gönderdi Cevat Kumandan.

 

Sorulunca dileği garibin bir fazla tayın oldu,

Geminin batışıyla düşmanın kanı dondu.

 

Taltif edildin Seyit’im rütben onbaşı,

Tüm şehitlerimiz olsun sana kabir yoldaşı.


Süleyman KIRKAPLAN

KASIM 2007

 

ULU ÇINAR


Yükseliyoruz yücelere, yıldızlara kadar
Birimizin gövdesi ak, diğerleri karaya çalar
Dev iki kol gibi mavilere açılır en büyüğümüz
Evlere yüksekten bakarız, adimiz ulu çınar

 

Milyonlarca barış eli beş parmaklı yapraklar
Yeşilden yeşile sevgimiz dallardan tasar
Yüzlerce kus yuvası, sesli küpemiz olur salınır
Can dostu yedi oluklu pınar koynumuzda çağlar

 

Komşularımız da var, birlikte gelmiştik bu yöreye
Kırsalda kaldılar, biri batıda, biri doğuda, biri güneyde
Benim gibi pınarları da var, cana can katan
Sürüler, yorgunlar, çobanlar yatar gölgelerinde

 

Haberler var bizden onlara, onlardan bizlere
Sağ olsunlar, sonsuz şükran gelenlere gidenlere
Yaşasın Akça Yel, Kara Yel, Poyraz ve Seher Yeli
Yaşamak ne güzel candan söyleşilerle birlikte

 

Meyvemiz yok, fakat dallarımızda dinlenir, güneş bile
Doyururuz gönüllerini her mevsimde gölgemizle
Gün doğumundan, gün batınıma dek gözlere nuruz
Akar yedi oluklu pınarlarımız şakrak türkülerle

 

Gece gündüz dallardan besteler yayılır çevreye
Pınar bazen çınlar, bazen gürler o bestelerle
Bizimdir, binlerce serçenin dinmeyen sevda türküleri
Kumru sesleri, ezanlar yürek titretir ikindi yelinde

 

Muhterem Orhan

 

Bir yer ki..

Bir meydan ki...
Biz dinlesek o söylese...
Bir yer ki, her an benimle göz göze
Bir türkü, sanki doyulmayan. ,'

Koltuklan var, yaz kış tastan
Ulu çınarların da var, kuşlara vatan
Türküler akar yedi oluklu pınarlardan
Hayaller midir kızların testisinden tasan?

Düğünler burda başlar, burda biter
Atlar yarışır, at üstünde gelinler
Toprağı, zeybek oyunlarında titrer
Mutluluk ışıldar ürkek bakışlardan.

Burda yüzlerce yıl var ki
Dualarla uğurlanır vatan bekçileri
Dalgalanır halkın hür iradesi
Buruk sesidir tarihin duyulan.

Tüm yollar bu meydana çıkar
Coşkuyla; kutlanır bayramlar
Milli gurur, çocuk seslerinde çınlar
Devlet, millet alanıdır bu alan.


Şimdilerde yerinde yeller eser
Adları kaldı, anılar uçtukça uçar
Gönlümde yeşil bir nur kaldı ki yandıkça yanar
Kalbimle birlikte hala ufkumda titrer.

Muhterem Orhan

 

YAĞMUR YERİNE MEMUR YAĞSIN

 

Yıl 1965, Denizli iline bağlı Çal ilçesinin Ortaköy beldesinde yaşanmış gerçek olaylardan alınmıştır.

Ortaköy beldesi halkının geçim kaynağı yalnızca üzüm üreticiliği dediğimiz bağcılık tarımına bağlıdır. Ne var ki, yıl yıldan kötü gitmekte ürün para etmemektedir. Bir de üstüne üstlük bağlarda görülen mantar hastalığı ortalığı kasıp kavurmakta, tüm bağlar kurumaktadır. Halk büyük bir geçim derdi sıkıntısına düşmüş, gençler evlenemez olmuş, artik rençperlik dediğimiz çiftçilik fakirliği ifade eder olmuştur. İste bu yıllarda bu sıkıntıları yasayan ana-babalar çocuklarını okullarda okutmak için varını yoğunu harcamaya başlamışlardır. Çocukları okuyup memur olacak ve en azından devlet kapısından az da olsa ama devamlı bir maaş alacaklardır. Tüm umutları, özlemleri memurluk mesleğindedir.

Tabii, tüm bunları beldeye gelen öğretmenlerin yasam şartlarını gördükten sonra öğrenmişlerdir. Daha önceki yıllarda üzüm iyi para etmekte çiftçinin geliri yüksek ama memurun geliri onlarınkinin yanında çok az kaldığı için memurluğu ikinci sınıfta görmekte idiler. Bu yüzden evliliklerde mali mülkü yani bağı çok olan, iyi ürün kaldıran kişiler gözde ve el üstünde tutulurlardı. Kısaca, 1965 yıllarından önceki yıllar “Çiftçi Yılı”, 1965’ten sonraki yıllarda “Memur Yılı” diye adlandırılır Ortaköy beldesinde.

Ortaköy beldesi iste böyle bir okuma yarışına başladığı yıllardan sonra ki, bölgenin en çok okuyan insan sayısına ulaşmıştır. Simdi 2000’li yıllardayız ve Ortaköy beldesinde okuma yazma oranı %100’ü bulmuştur. Aynı zamanda Ülkenin hemen her yerinde en yüksek makamından tutunda en düşük makamına kadar çeşitli devlet dairelerinde, özel sektörde mutlaka karşınıza bir Ortaköy’lü çıkabilmektedir.

İşte tüm bunların başladığı 1965’li yıllara geri dönüyoruz simdi. Beldede yasayan belki okuması yazması bile olmayan su an adini bile anımsamadığım ama Duran Şakir’in eşi olduğunu bildiğim komsumuz sayılan bir kadın vardı. Benim de evlenmemiş yetişkin ablalarım vardı evde. Onların da kız arkadaşları vardı. Babam memur olduğu için sık, sık onlar bizim evde ablamlar la toplanırlar örgü örerler veya babamın ablamlara aldığı tezgahlarda yolluk dokurlar sohbet ederlerdi. Ben o zamanlar on beş yaşında Lisede okuyordum beni küçük çocuk saydıkları için, benden çekinmezler ve aralarında her konuyu konuşurlardı.

Yine toplandıkları bir gün Duran Şakir'in eşi de gelmişti yanlarına. Sohbete öyle dalmışlardı ki benim orada olduğumu bile unutmuşlardı. Duran Şakir'in eşi bir ara kızlar size bir şey söyleyeceğim beni iyi dinleyin dedi. Tüm kızlar işlerini bıraktı. Ortalığa bir sessizlik hakim oldu. Can kulağı ile dinlemeye koyuldular.

“Bakın kızlar, memurlara bir bakin. Çal’dan çörek (Fırın ekmeği) alıp geliyorlar, ekmeği bıçakla kesiyorlar ve öyle yiyorlar. Hanginiz ekmeği bıçakla kesip yiyorsunuz. Yufkadan başka bir şey yemiyorsunuz. Oysa memurla evlenseniz ekmeği bıçakla kesip yiyeceksiniz. Ne bağ dibi çapalayacaksınız, ne toz toprakla boğuşacaksınız. Benimde kızlarım var hadi simdi hep birlikte Allah’a dua edelim ALLAH'IM NE OLUR GÖKTEN, YAĞMUR YERİNE MEMUR YAĞDIR”.

Tüm kızlar hep birlikte “AMİN ağzına sağlık teyzeciğim” diyerek gülüşmüşlerdi. Ama içlerinden geçen de aslında bir memur bulabilmekti.

O, yıllar Ortaköy delikanlıları köylerinden kız alamaz olmuşlar, kızlarda nereli olursa olsun ne memuru olursa olsun boynu kravatlı biriyle evlenir olmuşlardı.

O zamanlar köyün gençlerinden olan Kalaycı Mehmet diye anılan, Mehmet Kalaycı Çal’da Ortaokulda okumakta az buçukta şairimsi bir yanı bulunmaktadır. İşte tüm yaşanan bu acıklı gülünç (Trajikomik) hallerden etkilenmiş olmalı ki şimdi okuyacağınız destansı şiiri yazmıştır.

 


Takunyası vişneden

Su getirir çeşmeden

Maşallahın var güzel

Ortaköy’de birsin sen


Gözü odun kömürü

Seni alan memurun

Kısa olsun ömrü


Ortaköy’de üzümler

Ne idi o güzeller

Memur diye beklerken

Buruştu dalda güller


Gözü odun kömürü

Seni alan memurun

Kısa olsun ömrü 


Rençper sizden farklı mi

Hazır para tatlı mi

Rençperden de kaldınız

Sizi kime satmalı


Gözü odun kömürü

Seni alan memurun

Kısa olsun ömrü


Dul kocalar ne halde

Alsınlar birer tane

Yalvarın dul kocalara

Kalmadı başka çare


Gözü odun kömürü

Sizi alan rençperin

Uzun olsun ömrü 


H.Hidayettin TUNCER

Kuşadası

 

BUGÜN TADIM YOK GÜLÜM

Ey sevgili
Yangın yeri gibi
Yüreğim
Bedenim yorgun
Bakışlarım dalgın
Sevgileri bile
Söylemez oldu dilim
Bu gün tadım yok gülüm
Bu gün tadım yok
Depreşti sanki
Tüm dertlerim
Umutlarım solgun
Yasamım durgun
Alici kuşlar gibi
Başucumda dönüyor ölüm
Bu gün tadım yok gülüm
Bu gün tadım yok

H.Hidayetdin TUNCER/Kuşadası

BENİM ADIM ÖĞRETMEN

Bazen
Bir ışık olurum karanlığa
Bazen
Sımsıcak bir yürek acılara
Bazen de
Bir sevgi olurum
O el değmemiş
Gül bahçelerinde
Bilgilerle süslerim çevremi
Benim adim ÖĞRETMEN
Öğretirim
Tüm öğrendiklerimi
Belki
Yılda bir gün
Belki
Gördüğünüzde
Belki de
Çocukluk yıllarınız
Aklınıza düştüğünde
Anımsarsınız beni
Ama ben
Hiç unutmam
Bir bir anımsarım
Tüm öğrencilerimi
Benim adım ÖĞRETMEN
Hani şu
Size
Okumayı yazmayı öğreten
Yolunuzu yüreğinizi
Aydınlatan
Sonra da
Unutulup giden

H.Hidayetdin TUNCER

 

HER GECE IŞIĞIMLA GELECEĞİM SANA

Her gece ışığımla geleceğim sana
Bazen
Bir yıldız olacağım gökyüzünde
Bazen ay
Bazen de
Bir mehtap olup doğacağım
O güzel gözlerine
Rüzgârlarda savrulan
YAĞMUR bulutlarında
Göz yaslarım ıslatacak
Belki tenini
Kim bilir belki de
Sevgilerim dolacak
Sımsıcak yüreğine
Sevda türküleri söyleyeceğim
Sen uyurken başucunda
Umutların özlemlerin
Düşlerin olacağım
Uykusuz gecelerine
Salacağım tüm ışığımı
Denizin dalgalarına
Yakamozlarda göreceksin beni
Ve bir gün günbatımında
Kızıllıklar içinde
Veda edeceğim sana
Sonra da
Kaybolup gideceğim sessizce
Bilinmeyen bir yere
Ama ben yine de
Her gece ışığımla geleceğim sana

H.Hidayetdin TUNCER/Kuşadası

 

Köyümüzün düğünlerinde Damat ve arkadaşları gece geç saatlerde kız evine ve akrabalarına giderek mani söyler hediye isterler bu adetimize ADAM KALDIRMA denir.

Manimiz şöyledir

BEYEFENDİ KALK BAKALIM
KANDİLLERİ YAK BAKALIM
KÖĞTÜYÜ CEVİZE KAT BAKALIM
UYANINDIK BEYEFENDİ

ULU CAMİ DİREK iSTER
DAYANMAYA YÜREK iSTER
BENİM GÖNLÜM HOŞTUR AMA
ARKADAŞLAR BAKLAVA iSTER

ŞEKERİM VAR EZİLECEK
TÜLBENTLERDEN SÜZÜLECEK
ÇOK BEKLETME BEYEFENDİ
ÇOK YERİM VAR GEZİLECEK

KARA KOYUN KUZULADI
DÖRT YANINA DİZİLEDİ
ÇOK BEKLETME BEYEFENDİ
AYAKLARIM SIKILADI

EVLERİNİN ÖNÜ İĞDE
İĞDENİN DALLARI YERDE
BEYEFENDİ HANAY EVDE
UYANINDIK BEYEFENDİ

BEYEFENDİYİ UYANDIRALIM
GÜL YASTIĞA DAYANDIRALIM
BAKLAVA BÖREK BEĞENDİRELİM
UYANINDIK BEYEFENDİ


EVLERİNİN ÖNÜ MARUL
SULAR AKAR AKAR HARIL HARIL
iSTER DARIL İSTER SARIL
UYANINDIK BEYEFENDİ

 

MANİLER

Çal'dır dedikleri
Üzümdür yedikleri
Pek hoşuma gidiyor
İne... dedikleri

Çökelez'in taşına
Çıkamadım başına
Yukarıseyit'in kızları
Kaldı kendi başına

Pamuk ektim dallandı
Kozaları sallandı
Çallıların kızları
Beşibirliğe aldandı.

Çökelez'in tepeleri
Oturmuş efeleri
Ben seni seviyorum
Hazırla küpeleri.

Dürnük'te boldur üzerlik
kız sende mi güzellik
Ahmet Ağa yazdırmış
Ak gerdana nazarlık

Ak üzüm aklığı
Sılanın ıraklığı
Benim garip kalışım
Nişanlımın yokluğu

Çal benim durağım
Ben anamdan ırağım
Eller anam dedikçe
Buruktur benim yüreğim

 

Kemal KAPUTOĞLU'nun köyümüz için yazmış olduğu şiir.Kasabamıza ilk defa gelecek olan bir yabancıya kasabamızı nasıl tarif edersiniz? Bu soruya bir şiirle cevap verdik bakın bakalım beğenecek misiniz?

ORTAKÖY

Kooperatif tarafından gelirsen
Darbaz durağına var abey
Hava sıcak susuzluktan ölürsen
Soğuk akan Taslı çeşmesini sor abey

Az yürürsen aşağıya varılır
Belediye kahvesinin önünde durulur
Ali’nin kahveye girmezsen darılır
İki dakika soluklanıp dur abey

Goca Camidir Ortaköy’ün merkezi
Pek güzel olur yazın Çınar’ın gölgesi
Kulun değil Cenabı-Hakk’ın yapısı
Goca Çınar'ın haşmetini gör abey

Çamlığın yolu yakın yürürsün
Yol kenarı mezarlıktır görürsün
Yatanlara bir Fatiha okursun
Emin AKÇAÖZ burada yatar bil abey

Pazarı var Cuma günü kurulur
Esnafını dolaşırsın haz olur
Pazarlıksız satış olmaz naz olur
Hiç acıma gene eder kar abey

Petrolden yukarı sağa dönüp düz gitmen
Mezarlığa varma sakın az gitmen
Ağustos ayında Havuzlu Park’ta çay içcen
Serin havanın kokusunu duy abey

 

Köylümüz H.Avni KIRKAPLAN'in(OKKA AVNİ) Ortaköy İçin yazmış olduğu şiir

Ortaköy

Her etrafın dağlardır
Her etrafın bağlardır
İçinde on çeşme vardır
Köyüm senden ayrılamam

Sular akar pınarında
Kumru öter çınarında
Gençlik kokar baharında
Köyüm senden ayrılamam

Garp tarafın bilinmez
Şimal boyun Menderes
Cenubun ilçe merkez
Köyüm senden ayrılamam

H.Avni Kırkaplan